Her ne kadar kooperatifler genel olarak geleneksel şirketlerden daha demokratik olsalar da yine de konumlarından bağımsız olarak bireylere daha çok söz hakkı vermek için yapılacak çok şey var. Paydaş ortaklara söz ve oy hakkı veren İtalya’nın sosyal kooperatif modeli, bu bakımdan incelemeye değer bir örnek teşkil ediyor. 


Mısırlıların bir sistemi vardı. Tanrı Firavunla konuşurdu, o da ordular dolusu köleyi zorla işe koşar, işgücünü gruplara böler ve gözetmenlerle ustabaşılarını belirlerdi. Piramitler böyle inşa edilmişti. Beş bin yıl sonra, işin doğası ve yapısında pek çok değişiklik olmasına rağmen insan girişimlerinin çoğu hâlâ benzer bir dikey güç yapısı kullanan örgütlenmelerle yürüyor.

150 yıldan uzun süredir, kooperatif organizasyonları örgütlerinin nasıl yürütüldüğü, fiyatların nasıl belirlendiği ve kârın nasıl (ve kime) dağıtıldığı konusunda çalışanlarına doğrudan bir söz hakkı veriyor. Kooperatif modelinin popülerliği, çoğunlukla sanayi  kapitalizminde gözlenen kusurlarla mücadele etme çabası sayesinde son 50 yılda ciddi miktarda arttı. Kooperatif sektörünün dünya çapında yıllık 2 trilyon doların üzerinde gelir elde ettiği tahmin ediliyor.

Ekonomik kâr üretme arayışında, kooperatifler yatırımcıların sahip olduğu işletmeler gibi çalışırlar. Kâr dağıtma araçları ve yöntemleri konusunda farklılaşırlar. Yatırımcıların sahip olduğu işletmelerde kâr, yatırımcıların ellerindeki hisse senetlerinin sayısına (ve bu senetlerin göreceli hiyerarşisine) göre dağıtılır. Kooperatif işletmelerinde ise kâr genellikle bir çalışanın performansına göre veya daha adil başka bir yolla, örneğin tüm üyelere eşit olarak dağıtılır. Hissedarların ve hissedar sınıflarının varlığı oy haklarını da etkiliyor. Yatırımcıların sahip olduğu bir şirkette, belirli bir yatırımcının kontrol ettiği oyların sayısı, o yatırımcının elindeki hisse sayısıyla doğru orantılıdır. Pek çok kooperatifte oy hakları ortaklık statüsüne bağlıdır (diğer bir deyişle bir ortak, bir hisse, bir oy) ve şirkete yatırılan sermaye miktarındaki göreceli değişimlerden etkilenmez (bireylerin ek sermaye yatırımları oy hakkı olmayan imtiyazlı hisseler şeklini alır).

Kooperatifler ayrıca kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve sivil toplum örgütleriyle de ortak özelliklere sahiptir;  ve her ikisi de sosyal fayda ve daha az şanslı bireylerin toplumda daha adil bir konuma yükseltilmesi ile ilgilenirler. Pek çok durumda işçilerin sahip olduğu kooperatifler özellikle pazarlık gücü kazanmak ve bireysel girişimlerin elde etmekte zorlandığı faaliyet ölçeklerini gerçekleştirmek için örgütlenir; bu da kooperatifleri ekonomik demokrasiyi ilerletmek için değerli bir araç haline getirir.

Kooperatif kuruluşlarının yapıları çeşitlilik gösterse de kooperatifler genel olarak üç kategoriye ayrılabilir: Üretici, tüketici ve işçi kooperatifleri. Kooperatifler birden çok amaca hizmet edebilir ve ederler de ama her varyasyon bireysel ortakların başka türlü sahip olamayacağı gücü ve adaleti bir şekilde sağlamayı hedefler. Bu emek sayesinde, kooperatif örgütlenmesi her zaman sosyal açıdan bilinçli girişimler olarak görülmüştür. Tüketici kooperatifleri ve satın alma kooperatifleri olarak bilinen ilişkili bir biçimleri, çoğunlukla daha düşük fiyatlar için pazarlık yaparak veya tüketicileri belirli bir piyasadaki diğer aktörlerin sömürücü uygulamalarından koruyarak üyelerinin alım gücünü arttırmak için kurulmuştur. Üretici kooperatifleri gıda ürünlerini pazarlamak için topluluk temelli ekonomik araçlar olarak yaygın bir şekilde kullanılır; çiftçi veya balıkçı kooperatifleri gibi. İşçi kooperatifleri, yatırımcıların sahip olduğu şirketlere kıyasla emeğin ürünlerinin daha çok tabana dağıtıldığı, daha istikrarlı ve adil bir istihdam ortamı sağlamak için geliştirilmiştir. Muhtemelen en iyi bilinen işçi kooperatifi Mondragón’dur; yaklaşık 300 kooperatifi ile İspanya’nın en büyük işverenlerinden biri olan bir işçi kooperatifi. Türlü zorluklara rağmen Mondragón kooperatif işletmelerinin temel değerlerine sadık kalarak etkileyici bir ölçeğe ulaşmayı başarmıştır.

İtalya Sosyal Kooperatiflerinin Yükselişi

Kooperatiflerin çoğu yukarıda belirtilen örgütsel alt kategorilerden birine uysa da çok paydaşlı kooperatifler de mümkündür. İtalya bu tür çok paydaşlı kooperatiflerin en fazla geliştiği ülkelerden biridir. Ülke, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yeniden yapılanma döneminde güç kazanan uzun bir kooperatif örgütlenme geçmişine sahiptir. Çeşitli raporlar, İtalya’da 800.000’den fazla kişiyi istihdam eden 50.000’den fazla ticari kooperatif olabileceğini tahmin ediyor. Bu koşullar 200.000’in üzerinde tescil edilmemiş derneği (gayri resmi hayır kuruluşları), neredeyse 70.000 kayıtlı derneği (resmi hayır kuruluşları) ve 17.000’in üzerinde sosyal kooperatifi içine alan bir “sosyal ekonomi” üretti. Kuzey İtalya’nın varlıklı Emilia-Romana bölgesinde kooperatifler gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) üçte birinden fazlasını üretmektedir.

Sosyal kooperatif kategorisi İtalyan yasalarına 1991 yılında girdi. Antonio Thomas’ın açıkladığı üzere “sosyal kooperatifler ya bakım faaliyetlerini (sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim, risk altındaki kişilere bakımevi ve evde bakım sağlanması, bebek ve çocuk bakıcılığı, kültürel faaliyetler ve çevresel koruma girişimleri) ya da eğitim faaliyetlerini (‘normal’ üretim döngülerine giremeyen dezavantajlı bireylerin iş faaliyetlerine ve istihdam fırsatlarına dahil edilmesi) kapsar” (s. 248).

Ticari muadillerinden farklı olarak, sosyal kooperatiflerin ana misyonu bir tür kolektif ya da kamusal fayda sağlamaktır; ekonomik kâr ikincil ya da tali bir hedeftir. Bu tür kolektif faydalar arasında yaşlıların veya bakıma muhtaç kişilerin bakımı, yeniden mesleki eğitim ve işe yerleştirme ve çeşitli adil ticaret ticari hedefleri yer alır. Sosyal girişim modeline çok benzer şekilde, bu sosyal kooperatifler hayırseverlerin ve yardımseverlerin paralarının ve bir tür kazanılan gelirin birleşimiyle finanse edilir. Diğer ülkelerde görülen varlık kilitlerine benzer şekilde, bir sosyal kooperatifin üyeleri belli faaliyet kârları üzerindeki haklarından feragat etmeli ve yatırım faaliyetlerinden elde edebilecekleri gelirlerde sınırlamaları kabul etmelidir.

İtalyan sosyal kooperatiflerini özgün yapan şey benzersiz yönetim yapısıdır. İtalyan sosyal kooperatiflerinin yönetici ortakları üç gruba ayrılır: Doğrudan ekonomik fayda sağlayan ortaklar (ya bir maaş ya da yatırılan sermayeden bir gelir şeklinde); kooperatifin sosyal hedefinden yararlanan ortaklar ve kooperatifin hedeflerine ulaşması için gönüllü olarak hizmet veren ortaklar. Bu özgün ortaklık sistemi  geniş bir paydaş yelpazesinin çıkarlarının uygun şekilde temsil edilmesini yasal olarak garanti altına alıyor.

İtalyan sosyal kooperatifleri, Amerika Birleşik Devletleri’nde bazen “sosyal girişim” olarak anılan yapının pek çok özelliğini sergiliyor. Öncelikle, temel amaçları sosyal bir işlevi yerine getirmek. İkincisi, sosyal amaçtan ödün verilmediği sürece piyasa fırsatlarından yararlanmayı hedefliyor. Dahası, geniş bir paydaş yelpazesinin çıkarlarının temsil edilmesini sağlamaya çalışıyor. Geleneksel kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve sosyal girişimler de geniş bir paydaş temsiliyeti arasa da sosyal kooperatifler hem işgücünün hem de faaliyetlerinden faydalanan bileşenlerin yasal olarak zorunlu paydaşlar olması bakımından benzersizdir. Bu ayırt edici yönetim unsuru, bütçe kısıtlamaları nedeniyle sık sık işçilerin haklarından ödün veren tipik kâr amacı gütmeyen kuruluşların ötesine giden bir tür “koşulsuz karşılıklılık” üretir. Özetle, İtalya sosyal kooperatifleri ticari başarının, sosyal sorumluluğun ve demokratik yönetimin birbirleriyle rekabet eden taleplerini dengelemek için daha iyi bir donanıma sahiptir.

Birleşik Devletler ve Diğer Uluslar için Çıkarılacak Dersler

İtalya sosyal kooperatifleri örneği kâr amacı gütmeyen sektörde ve ABD’deki fayda şirketleri veya Birleşik Krallık’taki topluluk çıkarı şirketleri gibi yeni ortaya çıkan sosyal amaçlı işletmelerde devam eden gerilimlerin bazılarını çözmek için özgün bir yol sunuyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluşların veya bu melez özel işletmelerin aksine, İtalyan sosyal kooperatifleri işçilere ve paydaşlara yasal olarak korunan bir söz hakkı ve kuruluşun nasıl yönetileceği konusunda bir oy hakkı veriyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve fayda şirketleri paydaş katkısını genişletecek kararlar alabilseler de yalnızca sosyal kooperatif yönetim modeli tüm paydaşların çıkarlarının tam olarak temsil edilmesini garanti altına alabilir.

Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun, geleneksel piramit örgüt yapıları her zaman gücü ve zenginliği küçük bir azınlığın elinde yoğunlaştırır.  İtalyan sosyal kooperatiflerinin modelini kullanmak sürdürülebilir sosyal değişim için daha demokratik bir yaklaşım sunuyor.


Not 1: J. Howard Kucher‘in Nonprofit Quarterly internet sitesinde 30 Mart 2022 tarihinde yayımlanan “Want Effective Stakeholder Governance? Say Hello to Social Cooperatives” başlıklı yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, Jan HuberUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.