Piyasa yanlısı iktisatçılara göre, uluslararası ticaret, sürece katılan her ülkeye yarar sağlar.  Oysa üretim ve tüketim faaliyetleri, bir yandan doğadan beslenirken, diğer yandan atık üreterek kirlilik yaratır. Bu anlamda ekonomik faaliyet, kaçınılmaz olarak çevresel açıdan yıkıcıdır; ihtiyaçları karşılamak ve daha fazlasını sunmak üzere enerji akışını bozar ve doğal kaynakları tüketir (Stern, 2004, s. 1426).

Ekolojik kriz ile birlikte sürdürülebilirlik bir hedef haline gelmiş ancak sürdürülebilirlik sadece ekonomik, çevresel ve sosyal olmak üzere üç bileşene dayandırılmıştır ama bir eksik vardır. Eksik nokta ise ticarettir. Ticaretin önemi, her zaman çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlar arasında geçiş yapabilmesidir (Adams, 2006, s. 3).

Uluslararası ticaret ve sürdürülebilirlik

1970’li yıllarla birlikte sürdürülebilir çevreye ayrılan gündem, iklim değişikliğinde ekonominin payını hedef almış; bu anlamda ticaret engellerinin düşürülmesi ile uluslararası hale gelen üretimin çevreye minimum hasar vererek yani doğal kaynakları etkin kullanarak faaliyetlerini gerçekleştirmesi adına girişimler de bulunmuştur. Ancak bu girişimlerin sonucunda doğan anlaşmalar, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere ticaretin azalacağına daha doğrusu rekabetçi konumların değişeceğine dair kaygıları arttırmıştır. Diğer yandan, DTÖ ve NAFTA gibi uluslararası anlaşmalara karşı yapılan protestolar, ticaret ve çevre tartışmasının kamuoyunun ilgisini çektiğini göstermektedir (Ederington, 2007, s. 243 ). Çevre ve ticaret hakkındaki birbirine ters düşen bu kaygılar geniş bir çalışma alanı yaratmıştır (Saatçioğlu ve Ekinci, 2019).

Dış ticaret, bir ülkenin iktisadi gelişmişlik düzeyini etkileyen unsurlardan biridir. Bir ülke mevcut faktörleri kullanarak üretim yapar, bunu ihraç eder ve gelir elde eder. Bu yolla iktisadi refahı artar. Mevcut dış ticaret yapısına bakıldığında faaliyetlerin gelişmiş ülkelerin lehine olduğu görülmektedir. Dış ticaretin gelişmekte olan ülkelerin aleyhine sonuçlanmasının sebebi olarak tarife ve tarife dışı engeller ile gerçekleştirilen korumacı önlemler öne çıkarılır. Bu anlamda çevresel düzenlemeler de dış ticaretin önündeki engellerdendir ve ticareti sınırlamak için kullanılabilir (Saatçioğlu ve Ekinci, 2019). Bu görüşe göre ticareti sınırlayan bir unsur olan çevresel düzenlemeler kötüdür. Karşıt görüş ise çevresel bozulma ticaretten doğan kazançları azaltabilecek ve hatta kazançları bile aşabilecek olduğundan çevresel düzenlenmelere ihtiyaç olduğunu savunur (Siebert, 1997, s. 657). Çevresel maliyetler dikkate alındığında ikinci önermenin daha gerçekçi olduğu söylenebilir.

Dışa yönelen ticaret ile birlikte sanayi gruplarının uluslararası rekabet edebilirliklerini korumak adına daha esnek kirlilik kontrolü talep etmeleri ve böylece çevresel standartların en düşük ortak paydaya çekilmeye çalışıldığı bir politik-ekonomik tartışma da söz konusudur. Ayrıca çevreciler bilhassa ABD’nin çevresel koruma yasalarının bölgesel ticaret yasaları bağlamında tarife dışı ticaret engelleri olarak görülebileceğinden endişelidir. Bundan kaçınmaya çalışan firma ve yatırımcılar da esnek çevre politikalarının olduğu yerlere gidebileceğinden dış ticaret ve doğrudan yatırım akışlarının serbest bölgelerde kirlilik sorunlarını ağırlaştıracağından korkulmaktadır (Grossman ve Krueger, 1991, s. 1-3).

Çevre kirliliğinin ihracı

Dış ticaretin kazanç ve kayıpları çevreden bağımsız olarak değerlendirilemez çünkü hem dış ticarette kaynak sahipliği avantajına göre uzmanlaşılması hem de çevre politikalarının esnek ya da katı olması ile ilişkili olan doğrudan yabancı yatırım hareketleri, çevre üzerinde etkiler yaratmaktadır. Öncelikle, gelişmiş ülkeler doğal kaynakları kullanan ve çevreyi kirleten ürünleri kendi ülkelerinde üretmek yerine ithal etmeyi tercih ederler. Eğer az gelişmiş ülkeler zarar gördüklerini fark eder ve çevre düzenlemeleri ile bu kirletici faaliyetleri sınırlandırma yoluna giderlerse, ticaret ve yatırım için cazip ülke olmaktan çıkarlar. Bu durumda, ithalat ve doğrudan yabancı yatırımlar, kirletici faaliyetlerin daha az denetime tabi olduğu ülkelere kayacaktır.

Öte yandan ana akım teoride dış ticarette karşılaştırmalı üstünlükler belirleyicidir. Gelişmiş ülkelerin daha kirletici olduğu bilinen sermaye yoğun faaliyetlerdeki uzmanlığı yadsınamaz. Eğer çevre düzenlemelerinde belirgin farklılıklar yoksa; sermaye yoğun faaliyet gerçekleştiren gelişmiş ülkeler, kirletici mallarda doğal bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Ancak gerçekte, gelişmiş ülkeler kendi çevrelerini korumak için dış kaynak kullanmaktadırlar ki bu teoriye aykırı bir karardır (Stern, 2004, s. 1427).

Dışa açık ticaret, ülkeleri rekabetçi davranmaya zorlayarak kaynakları daha etkin kullanmaları için motivasyon sağlayabilir ve dolayısıyla kirlilik emisyonlarının azaltılmasında rol oynayabilir. Ticaret engellerindeki bir azalma, genellikle ekonomik faaliyetin ölçeğini genişleterek, ekonomik faaliyetin kompozisyonunu değiştirerek ve üretim tekniklerinde bir değişikliğe yol açarak çevreyi etkiler. Sektörler arası kaynak tahsislerine rehberlik etmede en önemli rol, çevresel düzenlemelerdeki ve uygulamalardaki asimetrilere aittir (Grossman ve Krueger, 1991).

İlgili İçerik:   Elektrik Üretiminde Çevresel Sürdürülebilirlik: Singapur Örneği
Gerd Altmann – Pixabay

Grossman ve Krueger (1991, s. 36) yaptıkları çalışma sonucunda, emek yoğun ve tarımsal faaliyetlerin daha az enerji girdisi gerektirdiğini ve çıktı birimi başına daha az tehlikeli atık ürettiğini görmüşlerdir. Çetin ve Seker (2014) ise dışa açık ticaret koşullarında, ekonomik büyüme ve kirlilik arasında uzun dönemde pozitif bir ilişki olduğunu görmüş; yani büyümenin, çevresel kirliliği arttırdığı hipotezini doğrulamışlardır. Bu iki çalışmanın gösterdiği gerçek ise gelişmiş ekonomilerin kirletici faaliyetlerini gelişmekte olan ülkelere kaydırması ve kirliliği o ülkelere ihraç etmeleridir. Nitekim Ederington ve Minier’in (2003) de belirttiği gibi çevre düzenlemesi ile ticaret akışları arasında önemli bir ilişki söz konusudur.

Kirlilik ve emisyon kotaları

Dış ticaret ile çevre arasındaki ilişki, kirlilik ve emisyon kotaları üzerinden de değerlendirilebilir. Lapan ve Sikdar (2011), emisyon kotaları ve kirliliğin, ticarete konu olan mallar olduğunu belirtmektedirler. Çalışmalarında, dışa açık ticaret durumunda, kirliliğin uluslararası ticareti yapılamayan kotalarla minimum düzeyde tutulabileceği sonucuna ulaşmışlardır. Bu sonuç geleneksel görüşlerle karşıtlık oluşturmaktadır. Çünkü geleneksel yorum, fiyata dayalı politika araçlarını, nicelik araçlarından daha etkin görür. Oysa bu çalışmada özellikle ticareti yapılamayan kotaların yani nicel araçların daha etkin olduğu ispatlanmıştır.

Siebert (1977) ticari kazançlar ve çevresel kayıplar için bir karşılaştırma yaptığında küçük ülkelerin, kirlilik-yoğun mamul mal ihraç ettiklerinde ticaretten elde ettikleri kazançlara, çevre kalitesindeki düşüşün eşlik edeceğini ileri sürmüş; bu koşullarda uygulanacak bir çevre politikasının ise çevre kalitesini iyileştireceğini öngörmüştür. Kuşkusuz çevre politikasının uygulanması, ticaretten edinilen kazançları da düşürecektir; kirlilik-yoğun sektörlerdeki kaynak kullanımı ve çıktı azalacaktır. Öte yandan, hem ihracat hem de ithalat miktarı düşecek ancak kirlilik de artarak azalacaktır (Siebert, 1977, s. 670).

Sonuç yerine

Çevrenin sunduğu kaynakların sınırları vardır. Ancak ekonomik büyüme ya da daha fazla tüketebilme pahasına kaynaklar hem israf edilmekte hem de kaynak sınırına ulaşma süreci hızlandırılmaktadır. Kaynakların tükenmesinin yanı sıra, ekonomik faaliyetlerin çevrenin kendini yenileme potansiyelinin çok üzerinde bir hızla gerçekleştirilmekte oluşu yüzünden doğanın absorbe edebileceğinden daha fazla atık daha kısa sürede ortaya çıkmaktadır.

Çevresel tahribat hakkındaki endişeler 1970’li yıllardan bu yana uluslararası gündemin bir parçasıdır.  İlk olarak 1972 Stockholm Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı  bildirgesi ile çevre sorunlarının kabulü yönünde ilk olumlu adım atılmıştır. Ancak bu adım, kâr ve rekabet baskısı karşısında sonuçsuz kalmış, ekolojik kriz korkunç boyutlara erişmiştir. Buna negatif katkı sağlayan unsurlardan biri uluslararası faaliyetlerdir. Sınır ötesi üretim ve genişleyen pazarda pay sahibi olmak ekonomik olarak hayatta kalmak olarak görülse de bize esas hayatı doğa sağlamaktadır.

Kaynakça

Adams, W. (2006). The Future of Sustainability: Re-thinking Environment and Development in the Twenty-first Century. The World Conservation Union.

Çetin, M., & Seker, F. (2014). Ekonomik Büyüme ve Dış Ticaretin Çevre Kirliliği Üzerindeki Etkisi: Türkiye İçin Bir ARDL Sınır Testi Yaklaşımı. Yönetim ve Ekonomi , 21 (2), 213-230.

Ederington, J. (2007). NAFTA and the Pollution Haven Hypothesis. The Policy Studies Journal, 35 (2), 239-244.

Ederington, J., & Minier, J. (2003). Is Environmental Policy a Secondary Trade Barrier? An Empirical Analysis. Canadian Journal of Economics, 36 (1), 137-154.

Grossman, G. M., & Krueger, A. B. (1991). Environmental Impacts of a North American Free Trade Agreement. NBER Working Papers Series 3914.

Lapan, H. E., & Sikdar, S. (2011). Strategic Environmental Policy under Free Trade with Transboundary Pollution. Review of Development Economics, 15 (1), 1-18.

Saatçioğlu, C., & Ekinci, M. B. (t.y.). Dış Ticaretin Önündeki Engeller ve Çevre ile İlgili Kriterlerin Dış Ticarete Etkisi. Erişim

Siebert, H. (1977). Environmental Quality and The Gains from Trade. Kyklos, 30 (4), 657-673.

Stern, D. I. (2004). The Rise and Fall of the Environmental Kuznets Curve. World Development, 32 (8), 1419-1439.


Not: Öne çıkan görsel,  mohamed HassanPixabay

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir