Bir tüketim kooperatifinin 16 metrekarelik küçücük bir dükkânda, gönüllü emeği ile işletilebileceğinden kuşku duyuyorsanız, fikrinizi değiştirmeniz için sizi Beşiktaş Kooperatifi ile tanıştırmak isterim. Beşiktaş Kooperatifi bir yeni nesil tüketim kooperatifi ve diğer yeni nesil tüketim kooperatifleri gibi tüketiciyle üretici arasında köprü olup adil ve ekolojik gıdayı semtlerinde yaşayanlara uygun fiyatlarla sunmak amacıyla çalışıyor. Kooperatif gönüllüleri Seda Gökçe ve Necdet Demir, Beşiktaş Kooperatifi’ni ve bugüne kadar yapılanları anlatırken çok mütevazı davrandılar. Bana göre bu koşullar altında büyük bir iş başarıyorlar. İstanbul’a ilk gidişimde dükkânı görmek ve bir çay içmek için Beşiktaş Kooperatifi’ne mutlaka uğrayacağım.


Bizim temeldeki ihtiyacımız sağlıklı ve güzel gıdaya ulaşabilmekti.

Başlangıç olarak sizi tanıyabilir miyiz?

S.G: Öncelikle bizi davet ettiğiniz için teşekkürler. İsmim Seda Gökçe. Blogunuzun sıkı bir takipçisi olarak böyle karşılıklı bir söyleşi yaptığımız için çok mutluyum. Kendimi sinemacı olarak tanıtabilirim; belgeseller ile uğraşıyorum. Uzun bir zamandır Beşiktaş’ta yaşıyorum ve gıda ile ilgileniyorum. Kooperatifin kuruluşunda yer almadım ama 2019 yılından beri Beşiktaş Kooperatifi gönüllüsüyüm. 2019 yılında Beşiktaş Kooperatifinin sosyal medya üzerinden “bize katılın” çağrısı vardı. İlk toplantılara bu çağrı üzerine katılıp bu zamana kadar geldik.

N.D: Ben Necdet Demir. 5-6 senedir, Beşiktaş’ta yaşıyorum. Elektrik-elektronik mühendisiyim.

Kooperatifler için ihtiyaçların çocuğudur denir. Beşiktaş Kooperatifi hangi ihtiyaçtan doğdu?

N.D: Aslında işin politik tarafını düşünüyorduk. Ama bizim temeldeki ihtiyacımız sağlıklı ve güzel gıdaya ulaşabilmekti. Kentteki tüketim kooperatiflerinin, üretim kooperatiflerindeki ya da kırsaldaki karşılığını daha sonra deneyimleyip görebildik.

Kooperatif fikrinin ortaya çıkmasından kooperatifin kuruluşuna kadar olan süreçte nasıl ilerlediniz?

N.D: İlk zamanlardaki girişimimiz arkadaş grubu üzerinden devam eden bir yayılımdı. Kooperatif girişimi fikri, başlangıçta benim de içinde olduğum bir arkadaş grubu üzerinden şekillendi. Sonrasında semtte tanıdığımız başka arkadaşlara bu fikrimizi açtık. Kendi aramızda haftalık toplantılar yapmaya başladık. İlk toplantılar daha çok teorikti. Hem biraz öğrenmeyi amaçlıyorduk hem biraz “nasıl yaparız”, “neden yapmalıyız” sorularına cevap arıyorduk.

Başlarken paket yöntemini kullandık.

Kooperatif fikrini geliştirirken ve sonrasında diğer tüketim kooperatiflerinin deneyimlerinden yararlandınız mı?

N.D: Evet, genel olarak Kadıköy Kooperatifini model olarak aldık diyebilirim. Kendimizce bir model geliştirmek zordu. Daha önceden Kadıköy Kooperatifinden arkadaşları tanıyorduk. Semt içinden arkadaşlarla ihtiyaçlarımızı karşılamak için Kadıköy Kooperatifine gidip geliyorduk. Sonrasında “bu işi Beşiktaş’ta yapabilir miyiz” diye düşünerek bu yola çıktık. Kadıköy’deki gibi paket usulü ile başladık. Kendi aramızdaki iletişim ve kooperatife katılımlarla ilgili de onların deneyimlerinden yararlandık ama süreç ilerledikçe bunlarla ilgili değişiklikler oldu.

S.G: Kooperatif girişiminden kooperatif kurmaya döndüğümüz zaman mevzuat ile ilgili neleri dikkate almamız gerektiği gibi konularda Kadıköy Kooperatifi ile birlikte birkaç toplantı yaptık. Onlar aynı hataları yapmayalım diye, bu süreçte içine düştükleri hataları bize aktardılar. Tabii ki kuruluştan sonra haftalık toplantılarımızda kendi kararlarımızı alarak farklı uygulamalar yaptığımız oldu.

Beşiktaş’ta en büyük sorun kiralar; uygun bir yerde uygun bir dükkân bulmak çok zor.

Kooperatiflerin kuruluşu kolay değil. Özellikle de tüketim kooperatifinin bir dükkân ihtiyacının olması işleri daha bir zorlaştırıyor. Beşiktaş Kooperatifi olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Sizi destekleyenler oldu mu?

N.D: Söylediğim gibi, başlarken paket yöntemini kullandık. Sonrasında pakete sığmamaya başladık. Beşiktaş Kooperatif Girişimi olarak Beşiktaş’ta iki farklı mekânda yaklaşık 13-14 ay boyunca her ayın ilk Pazar günü ürün satışı gerçekleştirdik. O dönemde şu anda kooperatifte bulunan birçok ürünü temin edip satışa sunabilir hale gelmiştik. Oradan bir miktar gelirimiz oldu. Bizim koyduğumuz bir miktar maddi kaynak da vardı. Beşiktaş’ta en büyük sorun kiralar; uygun bir yerde uygun bir dükkân bulmak çok zor. Sonuçta uygun dükkân bulduğumuzda bir arkadaşımızın işyerinden meşrubat tipi bir buzdolabı geldi. Sosyal medyadan ulaşan bir kişi elindeki ev tipi buzdolabını verdi. Bir yerden sandalye geldi. Kadıköy Kooperatifi elindeki klimayı verdi. Başka birisi bilgisayar verdi. Böylece çok para harcamadan temel ihtiyaçlarımızın hemen hepsini temin ettik. Beşiktaş Belediyesi raflar, masa ve tezgâh gibi şeyleri hazırlattı. Bu, büyük bir avantaj oldu bizim açımızdan. Herhangi bir kurumdan ya da başka bir yerden bağlayıcı bir destek almadık. Fakat şöyle bir destekten söz edebiliriz. Aktif olarak çalışmalarımıza katılamayan bir gönüllümüz, kooperatif fikrinin kendisi için çok önemli olduğunu, bu işin olmasını istediğini söyleyerek bir miktar para vermişti. İlerleyen süreçlerde sıkıştığımız durumlarda bu parayı kullandık.

S.G: Biraz sosyal medyada biraz kendi çevremize yaptığımız çağrılara aldığımız yanıtlar ile dükkânımızın ihtiyaçlarını toparladık. Belediyenin vermiş olduğu raflar çok işe yaradı. Onun dışında, uygun olduğumuz zamana göre iş bölümü ile dükkânın temizliğini yapmaktan, duvarlarını boyamaya, elektriği ile uğraşmaya kadar hepimiz işin bir ucundan tuttuk. Örneğin, Necdet elektrik-elektronik mühendisi olduğu için elektrik işleriyle daha çok o ilgilendi. Süreci biraz uzun tuttuk. 2019 Eylül ayı için planladığımız açılışı, dükkân bulmak düşündüğümüzden uzun sürdüğü için Şubat 2020’ye kadar erteledik. Bu arada yapılacakların hepsi kafamızda daha netleşmiş oldu. Sekteye uğramadan emin adımlarla ilerledik.

N.D: İşin hukuki kısımlarını avukat olan gönüllü arkadaşların katkısıyla ve Kadıköy, Yerdeniz ve Genç İşi Kooperatiflerinden aldığımız desteklerle halledebildik. Asıl zorluk, tam dükkânı açtığımızda başlayan pandemiydi. Dükkâna tüketicileri alamadık. Yüz yüze toplantılarımızı yapamadık.

Biraz sosyal medyada biraz kendi çevremize yaptığımız çağrılara aldığımız yanıtlar ile dükkânımızın ihtiyaçlarını toparladık.

Beşiktaş Kooperatifinin kaç ortağı var?

N.D: 7 kurucu ortakla kurulduk ve kurucu ortaklar haricinde ortak almadık henüz. Bizde ortaklık avantajlı bir pozisyon vermiyor. Çünkü toplantılarımıza katılan herkes ya da kooperatifin bir şekilde ucundan tutan herkes kooperatifin gönüllüsü ve söz hakkına sahip. Toplantılarda gönüllülük üzerinden kararlarımızı alıyoruz. Dolayısıyla yönetim kurulunun ya da ortakların bu konuda bir avantajı yok.

Biz yatay bir örgütlenmeyiz; her kararı ortak almak derdindeyiz.

Anlattıklarınızdan yatay örgütlenme ilkesini uyguladığınız sonucu çıkıyor…

S.G: Biz yatay bir örgütlenmeyiz; her kararı ortak almak derdindeyiz. Her hafta Pazartesi günü 19:30-21:30 saatleri arasında toplantımız var. Toplantı gündemini oluşturan maddeler için toplantıya katılan herkesin görüşlerini alıyoruz. Toplantıya katılan tek kişi bile itiraz etse o karar alınmıyor. Katılım az olursa karar almayı daha yüksek katılımlı toplantılara erteliyoruz. Kararları oybirliği alıyoruz.

N.D: Kooperatifin iç yapısından söz edersek biraz daha açabiliriz bu konuyu. Haftalık toplantılarımız herkese açık. Bu toplantılara ilk defa gelmek isteyen de gelebilir. Ancak ilk defa katılanlara, gündemimizin yoğun olduğunu onlarla daha sonra da (ayrıca genel olarak kendimizle ve işleyişle ilgili bilgi aktarmak için de) görüşmek istediğimizi söylüyoruz. Haftalık toplantılar dışında komisyonlar var. İçinde olduğum mali komisyon, ürün-üretici komisyonu, eğitim-araştırma ve sosyal medya komisyonları gibi. Örneğin, maliyet ile ilgili konular mali komisyonda konuşuluyor. Bu konudaki görüşmeler bütün gruba açılmıyor. Ancak komisyonlara katılım da açık. Ayrıca 3 ayda bir, kooperatifin geleceğine ait yapmak istediklerimizi ele aldığımız uzun toplantılarımız oluyor. Bu uzun toplantılarımızda komisyon rotasyonları da yapılıyor. Bu toplantılara da katılım serbest. Bunları sosyal medyada değil ama kendi WhatsApp gruplarımızda duyuruyoruz.

Şu anda 209 kalem ürün dükkânda mevcut. Türkiye’nin dört bir yanından her birinin kendine has öyküsü var diyebileceğimiz ürünler var.

Tüketiciler sizde hangi ürünleri bulabiliyorlar? Ürün fiyatlarını nasıl belirliyorsunuz?

S.G: Şu anda 209 kalem ürün dükkânda mevcut. Türkiye’nin dört bir yanından her birinin kendine has öyküsü var diyebileceğimiz ürünler var. Baharatlar, çaylar, bakliyat, kuru meyveler, peynir, salçalar, reçeller, erişteler, unlar, zeytin, zeytinyağı, tahin, bal, haftada bir gün yeşillik ve sebze… Bir ev için gerekli tüketim malzemelerinin neredeyse hepsini getiriyoruz. Farklı üreticilerden, üretici kooperatiflerinden, bazen göçmen ağından kadınların kendi el emekleri ürünler olabiliyor.

N.D: Bizim genel itibarı ile fiyat politikamız şöyle; gelen ürünlerin maliyeti üzerine standart %20 katkı payı koyup onun üzerinden bir yuvarlama ile ürünü satışa sunuyoruz. Bunu katkı payı olarak nitelendiriyoruz çünkü kooperatif ve ortaklar kâr etme amacı gütmüyor. Dolayısıyla kooperatifin kendi giderlerini karşılaması bizim için yeterli bir durum. Tabii biraz daha amortisman koyup daha büyük bir dükkâna geçebilmek için fon yaratmak isterdik ama şu anda pek mümkün değil. Çünkü fiyatlar çok değişken, birçok üründe %50’ye yakın zam oldu ve zamlar hâlâ devam ediyor.

Kooperatif ve ortaklar kâr etme amacı gütmüyor.

N.D: Fiyatlandırma yaparken vergi ile düzenlemeler olabiliyor. Mesela fatura kesemeyen üreticiler olduğunda müstahsil makbuzu düzenliyoruz. Bu durumda aldığımız malın %4 oranındaki gelir vergisini biz ödüyoruz. Bunun üzerine bir de %8 KDV ekleniyor. Bakliyatların çoğunda bu şekilde %12 doğrudan devlete verdiğimiz bir pay oluyor. Zeytin, zeytinyağı gibi ürünlerde ise KDV %1 ancak son tüketicide %8’e çıkıyor, yani %7’lik bir fark oluşuyor. Sonuçta 100 birime aldığımız bir ürünü 120’ye satacakken vergisel yükümlülükler yüzünden duruma göre bu tutar, 127’ye, 132’ye çıkabiliyor.

Destek olabilmek için bize uygun fiyatlı ürün veren üreticiler var. Onların ürünlerinde ve halka ulaşmasının elzem olduğunu gördüğümüz ürünlerde fiyatlarda biraz indirim yapabiliyoruz. Örneğin temel bir ürün olan yumurtada, zaten ulaşılamaz hale geldi düşüncesiyle, %20 değil de %13 ekleyelim diyebiliyoruz.

Kooperatifinizden kimler alışveriş yapıyor?

N.D: Beşiktaş daha çok orta, orta sınıf altının yaşadığı bir semt. Müşterilerimiz arasında öğrenciler, beyaz yakalılar ve emekliler var. Gelip 500 TL’lik alışveriş yapan insanlar da var, 3-5 parça sebze alan, kalanına benim bütçem yetmiyor diyenler de var.

İnternetten satışın karbon ayak izi sorunu var. Bir de yerel kalmak gibi bir derdimiz var.

İnternetten satış yapıyor musunuz?

N.D: Hayır, bunun karbon ayak izi sorunu var. Ürünler bize kargo ile geliyor. Zaten bunun bir ayak izi var. Biz tekrar kargo ile ürün gönderirsek bunun da bir ayak izi olacak. Bunun ötesinde başka şeyler de var. Geçenlerde gelen 15 kg balın 2 kilosu yolda kırılmış; %10’dan fazla bir kayıp. Bunun üretim emeği ne olacak? Bize ürün veren üreticiler kendi ürünlerini değişik platformlarda satıyorlar zaten. Muhtemelen oralardan daha profesyonel bir şekilde paketlemeyi yapıyorlardır. Ürünler önce İstanbul’a gelsin, İstanbul’dan da başka yerlere gitsin; biz bunu tercih etmiyoruz. O yüzden sadece dükkândan satış usulümüz var.

S.G: Bir de şu var. Birçok üründe gözetemesek de olabildiğince yerel kalmak gibi bir derdimiz var. Geçen haftaki tartışmalarımızdan biri bu konudaydı. Ekmeği İstanbul’dan alabilecekken daha uzak bir şehirden almayı kendi içimizde desteklememeye karar verdik. Olabildiğince her şeyi yerelden çözmek istiyoruz. Ama ekolojik hareketin duyarlılığı, bilinci, aşamaları ve koşulların gerektirdikleri var. Onlara duyarlı olmaya çalışıyoruz. Küçük üreticiyi de desteklemek için ürün alımlarımızda yakından temin edilmesine dikkat etmeye çalışıyoruz. Ama bunun yanında Kars’tan peynir geliyor mu? Geliyor. Ya da Artvin’den çay alıyoruz.

Agroekolojiyi önemsiyoruz ama ürünün organik olması şartımız yok.

Ürün alırken gözettiğiniz belirli ölçütleriniz var mı?

S.G: Üreticilerin her ürün için bir ürün formu doldurmalarını istiyoruz. Ürün formunda, zehir kullanıp kullanılmadığı, ürününün yetiştiği ortamla, saklama koşulları ile ilgili değişik sorular var. Üretici isterse formu doldurup bize iletiyor ya da üretici ile birlikte dolduruyoruz. Satın alma konusunda karar vermek üzere üretici komisyonumuz formu değerlendiriyor. Bu sırada bu ürüne gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını da değerlendiriyoruz. Çünkü yerimiz çok küçük. Komisyon onay verirse ürünü ilgili üreticiden satın alıyoruz.

N.D: Biz adil, ekolojik gıda diyoruz aslında. Adillikten anladığımız şey hem toprağa ve hayvana hem çalıştırdığınız insanlara adil davranmak. O yüzden sorularımız arasında “çalışanlarınız sigortalı mı” sorusu var. Yatay örgütlenmeli kooperatifler tercihimiz ama her üründe böyle kriterleri yerine getirmeleri mümkün olmayabiliyor. Aile işletmeleri için evin gelir dağılımı, varsa evin çocuklarının çalışma koşulları ya da çocuk işçi olup olmadığı türü sorularımız var. Tabii ki bunu değerlendirirken bölgenin koşullarını dikkate almaya çalışıyoruz. Öte yandan Seda’nın da bahsettiği gibi kimyasal gübre kullanıp kullanmadığını da soruyoruz. Bu da endüstriyel tarımdan daha çok mono kültürlü daha ufak bahçelerde üretilen ürünleri tercih etmemize sebep oluyor. Çünkü endüstriyelleştikçe gübre kullanımı eksik olmayacak gibi. O yüzden daha butik yerler bizim tercihlerimiz oluyor. Yani agroekolojiyi önemsiyoruz diyebilirim. Ama ürünün organik olması şartımız yok.

Adil, ekolojik gıda diyoruz. Adillikten anladığımız şey, hem toprağa ve hayvana hem çalıştırdığınız insanlara adil davranmak.

Beşiktaş Kooperatifi olarak üreticileri yerlerinde ziyaret ediyor musunuz? Ya da üreticilerinizden analiz raporu istiyor musunuz?

S.G: Her üreticiyi ziyaret edemiyoruz. Genellikle telefon görüşmeleri ve ürün üretici formlarının doldurulup onaydan geçmesi, bazı durumlarda dükkâna gönderilen numuneler bizim için yeterli oluyor. Üreticilerin ve bizim bütçe kısıtımız yüzünden testleri uygulayamıyoruz. Dolayısıyla karşılıklı güveni esas alıyoruz. Onun dışında, dönem dönem üretici ziyaretleri yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca İstanbul’daki kooperatifler olarak tarımsal örgütlenmelerle bireysel ve kitlesel dirsek temaslarımız var. Bir taraftan da bu alanda küçük bir yerdeyiz. Zaman zaman üretici test sonuçları bizlere de ulaşıyor. Bunları dikkate alıyoruz.

N.D:  Ovacık gibi bazı üreticiler ürün analizi yaptırıyorlar ve analiz sonuçlarını bizlerle paylaşıyorlar. Ama bizim alış-satış hacmimiz ürün analizi için yeterli değil. Sezonda 100 kg. bakliyat alıp buna 500 TL analiz parası vermek ürünün fiyatını çok yükseltir. Ayrıca bazı ürünlerde örneğin bal için böyle bir analizin yapılamayacağı söyleniyor. O yüzden biraz daha güvene dayalı çalışıyoruz. Şöyle deneyimler de oldu: İstanbul’daki kooperatifler olarak 2 tona yakın kırmızı mercimek aldık. Ürün analize gitti; miktar çok olduğu için analiz ücreti ürünün birim fiyatına etki etmedi.

Üretici ziyaretleri her şeyin çözümü değil.

N.D: Yaz dönemlerinde ziyaret ettiğimiz üreticiler var. Üretici ile temas edip onu daha yakından tanımış oluyoruz. Benim ürün sorumlusu olduğum bir zeytin üreticisi var. Bu üretici ile telefonda konuşamıyoruz ama yüz yüze geldiğinizde dünyanın en tatlı insanı. Bu tür etkileşmeler ürünü tanımamıza da olanak veriyor. Örneğin, “bu ürüne ilaç atıyor musunuz” diye soruyorsunuz. “Bu kadar ürünün neyine ilaç atayım” şeklinde yanıt alabiliyorsunuz. Böyle böyle toprağa anlamaya başlıyorsunuz. Diğer yandan üretici ziyaretleri her şeyin çözümü değil. Diyelim ki üretici sulama yapıyorsa suya herhangi bir şey katıp katmadığını ziyaret sırasında göremem.

Aslında bu işin uzmanı değiliz. Hepimiz tüketiciyiz. Bu işe başlarken, ürünlerle ilgili bu kadar çok bilgiye sahip olmak istemiyorum diyordum kendi kendime. Ama gelinen noktada bunun pek mümkün olmadığını gördüm.

Satın aldığım ürünün kırsalda bir karşılığının olduğunu görmek şimdilik bizim için yeterli.

Bugüne kadarki deneyimlerinize dayanarak tüketim kooperatiflerinin gıda egemenliğine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

N.D: Çok iddialı laflar söylemek tabii ki mümkün değil. Satın aldığım ürünün kırsalda bir karşılığının olduğunu görmek şimdilik bizim için yeterli. Kentteki gıda kooperatifleri büyürse, katılımcı sertifikasyon diye adlandırılan bir yöntemle ürünlere alım garantisini vererek çiftçinin kafasının rahat olmasını sağlayabiliriz. Çiftçinin bize daha uygun fiyat verebileceği, nakliye sorununu çözebilecek yöntemler gelişebilecek. Buna inanıyoruz. Ama bunlar şimdilik uzun soluklu temenniler.

Mesele örgütlenmek ile ilgili. Gıda üzerinden böyle bir örgütlenmeye bir yerden başlamak gerektiğine inandığımız için böyle bir adım attık.

S.G: Mesele örgütlenmek ile ilgili. Gıda üzerinden böyle bir örgütlenmeye bir yerden başlamak gerektiğine inandığımız için böyle bir adım attık. Bu ağların, bu örgütlenme biçiminin, bu bilincin adım adım, geometrik olarak artmasını umuyoruz. Bir yerden başlamazsak nereye gideceğini bilemeyiz.  Henüz bebek adımları atıyoruz. Bunun birçok nedeni var. Ama öte taraftan gıda kriziyle, iklim kriziyle, yaşadığımız ekonomik krizle beraber herkesin daha net gördüğü bir yıkım var. Bu, bugünden yarına çözülebilecek bir şey değil. Hem bilinç olarak hem de yapış pratiği olarak öğreneceğimiz durum. Dolayısıyla başlamış olmak bir ucundan tutuyor olmak kıymetli. Maalesef bu kadarını yapabildiğimizi düşünüyorum.

Yeni nesil kooperatif hareketinin deneyimlemeyi hak edecek kadar değerli, çekici ve güzel olduğunu düşünüyorum. Geleceğe dair bir umut olmanın keyifli yanının altını çizmek istiyorum.

Yeni nesil tüketim kooperatifçiliğini neden önemsemeliyiz?

S.G: Bu hareketin katılımı ve deneyimlemeyi hak edecek kadar değerli, çekici ve güzel olduğunu düşünüyorum. Benim için yeni nesil kooperatifler aidiyet oluşturması açısından çok kıymetli. Sadece fiziksel bir aidiyetten değil, zihinsel olarak kurduğumuz bir aidiyetten, bir düşün birliğinden bahsediyorum. Yaşadığınız yere, yaşadığınız toprağa, tükettiğiniz gıdaya, karşılıklı ilişkilerinize… Tüm bu ilişkilerin, tüm bu bağların çözüldüğü yerde başka bir aidiyet yaratmasının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. O anlamda, katılımcıların yardım edecekleri, kendilerinden bir şey verecekleri bir şey değil. Geleceğe dair bir umut olmanın keyifli yanının altını çizmek istiyorum.

Oradaki ürünü desteklediğimizde, köylünün ayakta durmasının ve tarımla uğraşmasının önünü açıyoruz.

N.D: Girişim zamanında Kadıköy Kooperatifi ile birlikte Zonguldak’a Devrek Güneşi Kooperatifini ziyaret etmiştik. Oraya gittiğimizde kooperatiftekilerin gelişiminde ve edindikleri bilinç düzeyinde kentteki tüketici kooperatifinin katkısı olduğunu görmüştüm. Bir de ülkenin çeşitli yerlerinde Karadeniz’de, Kaz dağlarında yaşanan çevre kıyımları karşısında sosyal medya dışında yapabilecek çok fazla bir şey yokmuş gibi görünüyor. Ama oradaki ürünü desteklediğimizde, köylünün ayakta durmasının ve tarımla uğraşmasının önünü açıyoruz. Oradaki mücadelenin devam etmesi bizim için önemli. En azından oradaki insanların ellerindeki ürünü nasıl ulaştıracakları sorusunu ortadan kaldırmayı önemli buluyoruz.

S.G: Kaz dağlarından, Fatsa’dan, Ordu’dan, Kızıldere’den bir sözü Beşiktaş’ta birilerine aktarabiliyoruz. Bu sorunları sosyal medyanın yıkıcılığı, yırtıcılığı dışında bireysel sohbetlerde konuşabiliyoruz. Her iki taraf için de zihin açıcı oluyor. Pandemi yüz yüze ilişkileri etkiledi ama ayaküstü kısacık da olsa sohbetlerimizi yapıyoruz. Bunlar, sözün dolaşımı açısından kıymetli.

Peki, bu kooperatifte ortak olmak sizin için neleri değiştirdi, size ne kattı?

S.G: Gıda hareketi ile ilgili hep bir ilgimiz olduğu için kooperatifçiliğe başladık. Kooperatif olmak bize disiplin ve düzen kattı. Toplantılar, toplantıların içeriği, grubun içerisinde bu meseleler ile ilgili tartışmalar, yazışmalar ve kararların alınması… Bu düzen ile birlikte daha sistematik, daha analitik düşünmeye başladım. İlk anda farklı gezegenlermiş gibi gelen başlıklar ve bir çerçevede bağlantılı büyük bir ağ zihnimde netleşmeye başladı. Sadece gıda değil, gıda ile birlikte iklim adaleti, sosyal ve ekonomik yaklaşım, kâr odaklı ekonomi ile küçük üretici…

Bireysel olarak öğrenemeyeceğim ve yapamayacağım çok şeyi burada zaman içerisinde öğrendim.

S.G: Bir taraftan şöyle bir şey de var. Kooperatifte, hepimizin sorumlu olduğu üreticiler var; bireysel olarak üreticilerle bir araya geliyoruz. Onlardan ürün istediğimizde, fiyatlar güncellendiğinde, üreticilerden üretimlerine ait detaylı bilgiler alıyoruz. Böyle bir disiplin, böyle bir yaklaşım çok eğitici bir süreç. Bireysel olarak öğrenemeyeceğim ve yapamayacağım çok şeyi burada zaman içerisinde öğrendim.

Bir de bizim çok keyifli bir grup olduğumuzu düşünüyorum. Sorumluluğumuzun yanında bir araya gelen arkadaşlar olarak arkadaşlık ve dostluk kavramlarının altını tam olarak doldurduğumuzu düşünüyorum.

Gönüllüler olsun alışverişe gelenler olsun, çok daha fazla insanla ile tanışıyoruz. Böylece bir çevremiz, bir sosyal ağımız olmuş oluyor.

N.D: İşin tüketim/üretim ve toplumsal değişim kısmı beni cezbeden şeyler. Dükkânda insanlara bu ürünleri sunabilmek işin güzel taraflarından bir tanesi. Fakat kooperatifin gönüllülük ile yürümesi bir hayli mesai istiyor. Baktığımızda hepimiz bayağı bir zaman veriyoruz. Ama bu da hayatımızın rutininden bir tanesi haline geldi. Rutin olması kötü bir şey değil. Dükkâna gelen insanlar ile muhabbet edebiliyoruz. Öte yandan, gönüllüler olsun alışverişe gelenler olsun, çok daha fazla insanla ile tanışıyoruz. Böylece bir çevremiz, bir sosyal ağımız olmuş oluyor.

Gıda egemenliğini savunan tüketici kooperatiflerinin kendi aralarında işbirliklerini geliştirmeleri konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

N.D: Diğer kooperatiflerle uzun yıllardır devam eden toplantılarımız, WhatsApp gruplarımız var. Ancak pratikte çok fazla yol aldığımızı düşünmüyorum. Beşiktaş Kooperatifi olarak sınırlı sayıda insana çok iş düştüğünü, bunun için de ortak işler yapmak üzere bir hareket oluşturamayacağımızı ama harekete dâhil olacağımızı çeşitli dönemlerde beyan ettik. Bu tartışmalar bugünlerde yine gündemde. Şu anda İstanbul’daki tüketici kooperatiflerinin tartıştığı mesele, tüketici kooperatiflerinin üst birliği ile ilgili. Bu anlamda yapıcı tartışmalar var. Bundan başka, belirleyeceğimiz 15 ürünü ortak olarak satın alalım, bunun beyanını şimdiden üreticilere iletelim, gerekirse bir minibüs kiralayıp, bu üreticileri yerlerinde ziyaret edelim gibi konular görüşülüyor. Umarız bu sefer biraz daha fazla yol alabiliriz.

Beşiktaş Kooperatifi yoluna devam edecektir.

Beşiktaş Kooperatifi’nin gelecek planları arasında neler var?

S.G: Şu an gönüllü sayımız oldukça kısıtlı. Kooperatifin ayakta durması için ekstra çaba sarf ettiğimiz bir dönemdeyiz. Önümüze bakabildiğimizi ve gelecekle ilgili plan yapabildiğimizi pek düşünmüyorum. Kâr amacı gütmüyoruz ama keşke biraz kenara para koysak ve daha büyük bir dükkâna geçebilsek gibi planlarımız olabilir. Fakat şu an bunlarla ilgili çok somut bir aşama kaydedemiyoruz. Yanıt olarak “ayakta durabilmek” diyeceğim.

N.D: Fiyatlar sürekli artıyor. Süt ürünlerine %50 zam geldi. Sadece süt ürünlerine değil her şeye zam geldi. Dükkânın dönmesi açısından bunu fiyatlarımıza yansıtmak zorundayız. Bu zamlara karşılık dükkânın cirosunda azalma var. Çünkü kimse ne eskisi kadar tüketebiliyor ne eskisi kadar rahat alışveriş yapabiliyor, dolayısıyla eskisi kadar ürün satılamıyor. Şu anki durumda dükkânın devam ettirilebilmesi asli bir mesele olarak karşımızda duruyor. Ama Beşiktaş Kooperatifi yoluna devam edecektir.

Dükkânın ortasında bir masa var. Beşiktaş’a yolu düşenleri çay kahve için dükkâna bekleriz.

Sosyal Ekonomi okuyucularına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

S.G: Dükkânın ortasında bir masa var. Beşiktaş’a yolu düşenleri çay kahve için dükkâna bekleriz. Buyursunlar.

Sağlıklı ve adil gıdaya erişim konusunda yerelde oluşacak topluluklar, kooperatifler çok önemli.

N.D:  Sağlıklı ve adil gıdaya erişim konusunda yerelde oluşacak topluluklar, kooperatifler çok önemli. Kooperatif olarak edindiğimiz bilgiyi tecrübelerimizi bu türden oluşumlara aktarmaya niyetliyiz.

Kategori(ler): Söyleşiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.