İklim değişikliğinin pek çok insanın hayatı üzerinde silinmeyecek izler bıraktığı bir gerçek… Su baskını ya da sel nedeni ile oturdukları evleri dâhil tüm geçim kaynaklarını kaybeden insanlar yollara düşüyorlar. TV’ler ve gazeteler, ürün alamamak veya kuraklık nedeniyle günlerce aç kalan insanlardan sıklıkla söz ediyor. Veya dünyanın pek çok yerinde çölleşme, yükselen deniz seviyesi ya da temiz içme suyu eksikliği nedeniyle evlerinden kaçmak zorunda kalan insanları gösteren haberler var. Böyle durumlara maruz kalan insanlara, artık “iklim göçerleri” (climate refugees/migrants), bu olguya da “iklim göçü” (climate migration) deniliyor. Bu olgu ile karşılaşan insanların yaşamlarına devam etmeleri için kooperatifler ne yapabilirler? Ya da bu olguyu önlemek veya geciktirmek, hızını yavaşlatmak, etkilenecek insan sayısını azaltmak veya doğal dengeyi korumak için iklim değişikliği ile mücadele etmek gibi konularda ne yapabilirler? Bu yazının konusu, bunları tartışmak olacak.

o   Papa Francis ve Elon Musk’un ortak noktası nedir? Katolik Kilisesi’nin lideri ve dünyanın en başarılı girişimcilerinden biri, iklim değişikliğinin, Avrupa’nın şu anda Suriyeli mültecilerle karşı karşıya olduğu durumu gölgede bırakacak küresel bir mülteci krizini tetikleyebileceği konusunda uyarıyor (Kreiner, 2016).
o   Orta Doğu mülteci krizi yalnızca iklim değişikliğine atfedilemeyecek olsa da iklim değişikliğinin büyük ölçekli insan göçlerindeki potansiyel rolünü veya bu gidişatı durdurmaya yönelik sosyal girişimcilik vaadini göz ardı etmek çılgınlık olur (Kreiner, 2016).

Afrika İklim Zirvesi

BM Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 4-6 Eylül 2023 tarihleri arasında Nairobi’de Afrika İklim Zirvesi’ni topladı. Zirve, Afrika Devlet Başkanlarının, Bakanların, BM kuruluşlarının, insani yardım ve kalkınma ortaklarının, özel sektörün ve gençlerin kıta tarihindeki en büyük buluşması olarak nitelendiriliyor. Bu zirve, iklim değişikliğinin Afrika’daki insan hareketliliği üzerindeki artan etkilerini ele almak için benzeri görülmemiş bir fırsatı temsil ediyor.

AA’nın haberine göre, iklim zirvesi sonunda, kıta ülkelerinin iklim kriziyle mücadele ve iklim finansmanına ilişkin yol haritasını çizen Nairobi Deklarasyonu açıklandı. Deklarasyonda, uluslararası topluma taahhütlerini yerine getirme ve 14 yıl önce verilen 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sözünü tutma çağrısı yapıldı (Aktaş, 2023). Bu söz, “iklim değişikliğine siz sebep olmadığınız halde acısını çekiyorsunuz, onun için 100 Milyar Doları telafi etmek üzere veriyoruz” anlamına geliyordu.

Afrika ülkeleri, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız ülkeler arasında yer alıyorlar; kuraklık, sel, aşırı hava sıcaklıkları, yükselen deniz seviyeleri gibi iklim krizinin korkunç etkilerini yaşıyorlar. Küresel Ülke İçinde Yerinden Edilme 2023 Raporunda belirtildiğine göre, 2022 yılında Afrika kıtasında ülke içinde felaket nedeniyle 7,5 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi kaydedildi (IOM, 2023).

1 Ekim 2023 tarihinde göreve başlamak üzere merkezi Cenevre’de bulunan IOM Genel Direktörlüğüne seçilen Amy Pope, “resmi olarak iklim göçü çağına girildiği” değerlendirmesinde bulunarak, iklim değişikliği ile insan hareketliliği arasındaki bağlantıyı kıta ölçeğinde (Afrika) ele alacak acil çözümlere ihtiyaç olduğunu vurguladı.

İklim değişikliği insanları “mülteci” yapıyor

İklim değişikliği son yılların en yaşamsal sorunlarının başında yer alıyor. Dünya Ekonomik Forumu 2019’da iklim değişikliğinin yarattığı göçe şu şekilde dikkat çekiyordu: İklim bağlantılı yerinden edilme ve göç, çağımızın en büyük sorunu olacak. Küresel ısınmanın hepimizi etkilediği konusunda genel bir fikir birliği olsa da bunun gelecekteki insan göçünde oynayacağı rol çoğu zaman hafife alınıyor. İklim değişikliği gelişmekte olan ülkeleri, özellikle de kırılgan devletleri orantısız bir şekilde etkiliyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği UNHCR’a göre, 2008 ile 2016 yılları arasında her yıl ortalama 21,5 milyon kişi sel, fırtına, orman yangını ve aşırı sıcaklıklar gibi hava koşullarıyla bağlantılı olaylar nedeniyle zorla yerinden edildi. Bu iklim göçünün önümüzdeki yıllarda artması bekleniyor. Uluslararası düşünce kuruluşu IEP’nin tahminlerine göre, iklim değişikliği ve doğal afetler nedeniyle 2050 yılına kadar küresel olarak 1,2 milyar insanın yerinden edilebileceği öngörülüyor (McAllister, 2023). Dünya Bankası tahminlerine göre ise her iki iklim mültecisinden biri Afrikalı olacak (Toulemonde, 2023). 2018’de BBC, “BM rakamları, iklim değişikliği nedeniyle yerinden edilen kişilerin %80’inin kadın olduğunu gösteriyor” diye bildirdi (Halton, 2018). Dünya Bankası’nın başka bir araştırmasında (2023) ise iklim değişikliğinin 2050 yılına kadar 216 milyon insanı kendi ülkeleri içinde göç etmeye itebileceği belirtiliyor. İç göçün sıcak noktaları 2030’da ortaya çıkacak ve daha sonra yayılıp yoğunlaşacak.

Foresight’a (2011) göre, iklim hareketliliğine ilişkin literatür, iklim faktörlerinin (hem gönüllü hem de zorunlu) göçe katkıda bulunduğunu büyük ölçüde kabul etmektedir. Ancak bu katkılar genellikle ücret farklılıkları, aile birleşimi ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi arayışı gibi sosyoekonomik faktörler tarafından pekiştirilmektedir.

Deniz seviyesindeki yükselmenin tarım arazilerinin tuzlanmasına, dolayısıyla verimsiz hale gelmesine yol açtığı Bangladeş, Taplur Char’da yerlerinden edilen çocuklar. Fotoğraf: SAIFUL HUQ OMI/UNHCR. https://www.passblue.com/2021/08/01/the-un-refugee-agencys-bold-plan-to-manage-the-crisis-of-climate-migrants/

En çok iklim mültecisi hangi bölge ve ülkelerden geliyor?

Kimi zaman bazı ülkelerde siyasal kargaşa ve iç savaşlarla da desteklenince iklim değişikliğinin etkileri daha fazla hissediliyor. Suriye ve Somali mülteci hareketleri bunun en çarpıcı örneği.

İklim değişikliğinin son bir yıl ve son 20 yılda dünyadaki etkilerini inceleyen 2021 Küresel İklim Riski Endeksi’ne göre, 2019 yılında iklim değişikliğinden en çok etkilenen 10 ülkeden beşi Afrika’daydı. Bu beş ülke şunlardı: Mozambik, Zimbabve, Malavi, Güney Sudan ve Nijer.

Gelecekte, iklim mültecilerinin hepsi olmasa da çoğu Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’daki ülkelerden gelecek. 2018 tarihli bir başka Dünya Bankası raporu, Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da iklim değişikliği nedeniyle 143 milyon insanın yerinden edileceğini tahmin ediyordu.

Yeni Terimler

İklim değişikliğinin insan hareketleri üzerindeki etkisine “iklim göçü” deniliyor ve “iklim göçü”, yeni bir terim olarak çoktan lügatimize girmiş bulunuyor. Özellikle son yıllarda kalkınma örgütleri tarafından sıklıkla başvurulan ve kullanımı adeta “moda” olan “iklim mültecileri” terimi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) uzmanı Essam El-Hinnawi’nin “çevre mültecileri” şu şekilde tanımladığı 1985’ten bu yana kamusal söylemde yer alıyor: “Varlıklarını tehlikeye atan ve/veya yaşam kalitelerini ciddi şekilde etkileyen belirgin çevresel bozulma (doğal ve/veya insanlar tarafından tetiklenen) nedeniyle geleneksel yaşam alanlarını geçici veya kalıcı olarak terk etmek zorunda kalanlar” (Ali, 2023).[i]

Tarihî bir karar
BM İnsan Hakları Komitesi tarihî bir karar verdi: Büyük Okyanus’ta bir ada ülkesi olan Kiribatili Ioane Teitiota’nın, iklim değişikliği ve buna bağlı deniz seviyesindeki yükselme sebebiyle sert toprak ihtilaflarını, tarımcılığı zora sokan koşulları ve su ihtiyacındaki hızlı artışı gerekçe gösterdiği Yeni Zelanda’ya bireysel sığınma talebini, Kiribati’nin kötü duruma rağmen ‘yaşanabilir’ olduğunu belirterek reddetti. Fakat karar, iklim değişikliğinin hem ani hem uzun vadeli zararlarla bireyi sığınma arayışına itebileceğini kabul ederek, uluslararası toplumun iklim değişikliğinden etkilenen ülkeleri desteklemede oynadığı rolün altını çizdi ve böylelikle iklim mülteciliği taleplerinin yolunu açmış oldu (İsal, 2020).

Bir de “iklim hareketliliği” terimi var. ‘İklim hareketliliği’ terimi, iklim kaynaklı nüfus hareketinin üç biçimini tanımlamak için kullanılıyor: İnsanların evlerini terk etmeye zorlandığı yer değiştirme; hareketin bir dereceye kadar gönüllü olduğu göç ve hareketin devlet tarafından proaktif olarak teşvik edildiği, denetlendiği ve yürütüldüğü planlı yer değiştirme (Soo-Chen ve McCoy, 2023).

İklim göçünü, iç ve dış göçler olarak iki grupta incelemek gerekir. Aynı ülke içerisinde bir bölgeden iklim değişikliğinden etkilenmemiş bir diğer bölgeye göç etmek, bazen “geçici” bir “önlem” olarak hükümetler tarafından da destekleniyor. Kentsel alanlara göçenler için bu geçicilik zamanla “kalıcılığa” dönüşüyor. Kentlerin varoşlarına yerleşen iklim göçmenleri kendilerine yeni bir yaşam kuruyorlar.

Kimi yerlerde ve durumlarda iklim göçmenlerinin kendi aralarında örgütlenerek dernekler kurdukları ve göç ettikleri asıl toprakları iyileştirmek için toplu çaba gösterdikleri, hatta ekonomik bazı girişimler için kooperatif kurduklarına tanık olunmaktadır. Ayrıca, kendi yaşam kalitelerini yükseltmek için de göç ettikleri yerlerde konut kooperatifleri kurdukları görülmektedir. Köylerindeki toprak ve temel altyapılarını geliştiren kimi insanların, zaman içerisinde asıl yerlerine geri döndükleri hikâyelere konu olmaktadır. Türkiye’de bunun pek çok örneğine rastlanmaktadır.

Dış göçler ise çoğu zaman ayrı bir trajedinin konusudur. Göç sırasında yitirilen hayatlarla ilgili hazin hikâyeler ve acıklı gazete/TV haberleri, dünyanın gündemini kısa süreliğine de olsa meşgul etmesine karşın, bu insanlık dışı uygulamaların son bulması konusunda hiçbir ciddi önlem alınmadığı görülmektedir. Bin bir meşakkatle başka bir (Avrupa) ülkesine ulaşabilen göçmenler için ise yeni bir hayat kurmak umulduğu kadar kolay olmamaktadır.

IOM’a göre, aşırı hava koşulları, yükselen denizler ve zarar gören ekosistemler milyonlarca iklim mültecisinin hayatını tehdit ediyor. İklim göçü sorununu çözmek ve iklim değişikliğinin “dünyanın unutulmuş kurbanlarına” yardım etmek için kolektif bir çabaya ihtiyaç var.

Sean MacAllister’ın (2023) bildirdiğine göre, bu konudaki iyi haber ise şu: Uluslararası düzeyde hükümetler iklim göçünü ele alınması gereken bir konu olarak kabul etmeye başladılar. Kasım 2021’de ABD Başkanı Joe Biden, İklim Değişikliğinin Göç Üzerindeki Etkisine İlişkin Rapor’u onayladı. Beyaz Saray raporu, ABD Hükümeti’nin iklim değişikliği ile göç arasındaki bağlantıyı resmi olarak ilk kez tanıdığını teyit ediyor.

Pasifik bölgesinde (Kiribati, Tuvalu, Marshall Adaları, Vanuatu, Fiji) iklim değişikliği ve afetlerden etkilenen göçmenlerin ve toplulukların korunması ve güçlendirilmesi projesi
 “Pasifik bölgesindeki iklim değişikliği ve afetlerden etkilenen göçmenlerin ve toplulukların korunmasının ve güçlendirilmesinin artırılması” projesi, aynı zamanda Pasifik İklim Değişikliği, Göç ve İnsan Güvenliği (PCCMHS) programı olarak da biliniyor.
Program Pasifik Adası Ülkeleri Kiribati, Tuvalu, Marshall Adaları Cumhuriyeti, Vanuatu ve Fiji’yi kapsıyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) ve Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCAP) dahil olmak üzere BM Kuruluşları arasında işbirliği aracılığıyla yürütülmektedir ve Afet Yerinden Edilme Platformu (PDD) ve Pasifik Adaları Forum Sekreterliği (PIFS) dahil olmak üzere BM dışı uygulayıcı ortaklar tarafından da desteklenmektedir.
Programın 3 hedefi var:
Hedef 1: Pasifik toplulukları ve hükümetleri, iklim değişikliği ve afetle bağlantılı göç, yerinden edilme ve planlı yer değiştirmeye insani güvenlik temelli bir müdahale yoluyla güçlendirilmiş kapasite ve koordinasyon sergilemek;
Hedef 2: Pasifik Adası Ülkelerindeki göçmenler ve toplulukların, sürdürülebilir bir kalkınma ve iklim değişikliğine uyum stratejisi olarak güvenli işgücü göçünden faydalanmalarını sağlamak;
Hedef 3: İklim değişikliği ve afetle bağlantılı göç, yerinden edilme ve planlı yer değiştirmeye müdahalede iyi uygulamalara ilişkin kanıt tabanına katkıda bulunmak; özellikle insani güvenlik çerçevesinin rolüne odaklanmak.
https://www.ilo.org/suva/projects/WCMS_714757/lang–en/index.htm
Pasifik Adalılar ‘iklim mültecisi’ statüsünü reddediyor, ‘onurlu bir şekilde göç etmek’ istiyorlar: “Boğulmuyoruz, savaşıyoruz”
https://www.abc.net.au/news/2014-09-05/pacific-islanders-reject-calls-for-27climate-refugee27-status/5723078

Kooperatifler ve iklim göçerleri

İklim göçmenleri için ister kendi ülkelerinde başka bir yere göçmüş olsunlar, ister denizde kaybolma ya da yakalandığında geri gönderilme rizikosundan kurtulmuş olarak başka bir ülkeye ulaşmayı başarmış olsunlar, yeni bir yaşam kurmak o kadar kolay olmamaktadır. İşte böyle durumlarda kooperatiflerin neler yapabileceklerine bakmak gerekiyor.

Kooperatiflerin ilkeler dizesine sonradan eklenen ve toplumsal sorumluluk olarak algılanan 7. ilke, sanki böyle durumlarla nasıl olsa dünya sık sık karşılaşacak diye düşünülerek konulmuş gibi duruyor. Önce, iklim değişikliği sonucu göçmek zorunda kalanlara kooperatifler neler yapıyorlar, ona bakalım.

Türkiye örneği

İklim göçmenlerinin kurdukları kooperatiflere örnek olarak Türkiye’den Meryem Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ile başlayalım. Bu kooperatifin kurucuları, genellikle ülkelerindeki iç savaş ya da siyasal kargaşa nedeni ile ülkelerini terk eden insanlar olmakla birlikte, terk ettikleri toprakların iklim değişikliği nedeni ile verimliliğini yitirdiği, hatta çölleştiği uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Bu konuyu inceleyen Columbia Üniversitesi Profesörü Marc Levy’e göre, Suriye’de 2006’dan 2010’a kadar yaşanan rekor düzeydeki kuraklık, tarıma zarar verdi, işsiz kırsal kesim sakinlerinin kentsel alanlara göçünü teşvik etti ve hükümete yönelik memnuniyetsizliği yoğunlaştırdı (Arsenault, 2015).

S.S. Meryem Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi; Türkiyeli, Suriyeli, İranlı, Afganistanlı kadınların dayanışma, eşitlik ve üretim ilkeleriyle 20.07.2020’de Adana’da 37 ortak tarafından kuruldu. Kuruluşunda Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Adana Büyükşehir Belediyesi destek sağladı.

İnternet sitesinde kooperatifin amacı, farklı üretim alanlarında kadınlara istihdam olanakları yaratmak ve kadınların güçlenmesini sağlamak olarak belirlenmiş. Kooperatif, Geçim Kaynaklarına Erişim projesini yürütmektedir. Açık alan tarımı, seracılık, maske dikimi, siperlik üretimi, kültür mantarı yetiştiriciliği, meyve sebze kurutma işi gibi faaliyet alanları mevcuttur. Açık alan tarımında ise karnabahar, brokoli, marul, lahana, ıspanak, tere, roka, bakla gibi ürünler yetiştirilmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, kooperatif ortağı kadınların hem ülkelerindeki siyasal baskıdan hem de bir ölçüde iklim değişikliğinin sonucu üretim kaynaklarının verimsiz hale gelmesinden dolayı Türkiye’ye göç ettikleri biliniyor. Kooperatife Meryem adının verilmesi ise Meryem adının birliğin, dayanışmanın, kardeşliğin göstergesi olarak her millette, her dilde ve her dinde var olması olarak belirtiliyor.

Ortak sayısı ve işletme boyutu bakımından küçük ölçekli bir kooperatif olmasına karşın, kooperatifçilik konularında Türkiye’de ve dünyadaki gelişmeleri takip ettikleri anlaşılmaktadır. Bunda kooperatif ortaklarının sürekli eğitimi ve ILO ile ilişkilerinin rolü olduğu yadsınamaz. Kooperatifin internet sitesinde yer alan değerlerini ilginç bulduğumuz için aşağıya aynen alıyoruz:

Meryem Kadın Kooperatifi açık alan tarım faaliyetleri
  • Evrensellik
  • Kooperatife, topluma ve kamuya yararlılık,
  • Sürekli gelişim,
  • Katılımcılık,
  • Çözüm odaklılık,
  • Fark yaratan yeni fikirlere değer vererek çalışanların katılımını desteklemek,
  • Sosyal sorumluluk bilinci ile topluma ve çevreye duyarlı olmak,
  • Paylaşımcı, katılımcı, pozitif ve şeffaf bir örgütlülük anlayışıyla ortaklarının aidiyetini artırmak,
  • Her işte, her alanda tüm canlıların yaşamına önem vermek,
  • Eşitlikçi, dayanışan ruhuna sahip ve birlikte üreten istikrarlı ekip oluşturmak,
  • Kooperatifçilik ruhunu koruyup geliştirmek,
  • Ekip çalışmasını desteklemek,
  • Yenilikçi yönetim anlayışıyla çalışmak,
  • Kalite ve güvenilirliği sürdürmek,
  • Sağlıklı ve doğal yeni ürünler geliştirmek,
  • Çevreye duyarlı olmak,
  • Değişime ve gelişime açık bir yapıda olmak.
  • Kent ve kır yoksulluğunu azaltmak,
  • Dezavantajlı kişilere istihdam olanakları yaratmak,
  • Kırsal kalkınmaya destek olmak,
  • Görünmeyen emeği görünür kılmak,
  • Biz de varız demek,
  • Yaşanır bir dünya sağlamak,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak,
  • Çevre dostu üretim alanları oluşturmak,
  • Geçim kaynaklarına erişimi sağlamak.

Kenya örneği

Kenya’daki mülteci nüfusunun büyük kısmı Kakuma’da ve ülkenin diğer ana kampı Dadaab’ta yaşarken, geçen yılın şubat ayından bu yana yürürlükte olan yeni Mülteci Yasası; uyum, finansal hizmetlere erişim ve ekonomik katılım gibi politikalarda önemli değişiklikler içeriyor (Hujale, 2023).

Her ne kadar Kakuma, 40°C’ye ulaşan sıcaklıkları ve kurak koşullarıyla bir çöl kasabası olarak sınıflandırılsa da burada yaşayan mültecilerin çoğu deneyimli çiftçilerden oluşuyor. 2016 yılında UNHCR, tarım kooperatifinin ortağı olan 200 çiftçiyi (mülteci ve Kenyalı) destekleyen bir proje başlattı.

Bugün 900 çiftçi, Kenya hükümeti tarafından sağlanan 20 dönümlük tarım arazisinden yararlanıyor, yılda ortalama 28.000 tondan fazla üretim yapıyor ve 23.000 Doların üzerinde kâr elde ediyor. Ayrıca ürün hasadını kendilerini ve ailelerini beslemek için de kullanıyorlar.

Etiyopya örneği

Güneydoğu Etiyopya’nın kurak ve ücra Somali bölgesinde, Dollo Ado ve Bokolmayo bölgelerindeki beş kampta yaşayan 168.000’den fazla Somalili mülteci veya onları çevreleyen topluluklar tarafından bakıldığında enerjinin, hafife alınabilecek bir şey olmadığı anlaşılıyor.

2017 yılında UNHCR ve IKEA Vakfı, Dollo Ado kamplarının tamamında kurulacak güneş enerjisiyle çalışan şebekeler için donanım sağladı. İklim değişikliğinden giderek daha fazla etkilenen bir bölgede, güneş enerjisi, kamplardaki enerjinin temiz ve sürdürülebilir olması ihtiyacını karşılarken, bunları işletecek kooperatiflerin kurulması da çok ihtiyaç duyulan geliri sağlıyor.

2018’den bu yana güneş enerjisi şebekeleri, her kampta birer tane olmak üzere hem mültecilerden hem de ev sahibi topluluk üyelerinden oluşan beş kooperatif tarafından yönetiliyor. Bu kooperatifler, Etiyopya hükümetinin Mülteci ve Geri Dönüş İşleri Ajansı (ARRA), UNHCR ve IKEA Vakfı tarafından desteklenmekte ve bölgede kapsamlı geçim kaynağı, kendine yeterlilik ve enerji stratejisini desteklemektedir (UNHCR, 2021).

Bir mülteci olan Ali Mohamed Hussein (sağda) ve yerel topluluğun üyesi olan Ahmed Hussein, Etiyopya’nın Buramino Mülteci Kampı’ndaki yenilenebilir güneş enerjisi kooperatifinin sahip olduğu güneş enerjili mini şebekeyi birlikte yönetiyorlar. https://www.unhcr.org/news/stories/solar-cooperatives-give-refugees-and-locals-ethiopia-clean-energy-and-livelihoods

İklim göçü önlenebilir mi? Kooperatifler ne yapabilir?

İklim göçünün önlenmesi ya da en aza indirgenmesi, dünya uluslarının iklim değişikliği ile mücadelede başarıya ulaşmaları ile mümkün. Bunun için de tüm ulusların Paris İklim Anlaşması şartlarını yerine getirmeleri gerekmekte. Paris Anlaşması, iklim krizinin önüne geçmek amacıyla 197 ülkenin ortak hareket etmeleri gerektiğini kabul ettikleri uluslararası bir anlaşmadır. İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmayı, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlar. Paris Anlaşması, temel olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne dayanmaktadır ve Kyoto Protokolü’nün sona erme tarihi olan 2020 sonrası iklim değişikliği rejimini düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Dünya ulusları Paris Anlaşması çerçevesinde mücadele ederlerken, kooperatifler yerelde hem iklim değişikliğine karşı hem de iklim değişikliği sonucu oluşan iklim göçünü önlemeye dönük neler yapabilirler? Kooperatifleri diğer işletme ve sosyal örgütlerden ayıran en temel özellik, dayanışma ve işbirliğidir. Başta BM olmak üzere tüm kalkınma kurumları hem göçmenlerin ortak sorunlarının çözümünde hem de iklim değişikliği ile mücadele ederek göçü önlemeye çalışmada işbirliği ve dayanışmanın çok büyük bir etkisinin olduğu konusunda aynı görüştedirler ve bu nedenle kooperatifçiliği desteklemektedirler.

Kiribati örneği

Kiribati, iklim değişikliğinin sayısız etkisine karşı dünyanın en hassas ülkelerinden biri. Deniz suyu dalgalanmaları şimdiden toprağı, üst yapıyı ve altyapıyı tehdit ediyor, yer altı tatlı su rezervlerini kirletiyor. Ülkenin yeni hazırlanan ulusal kooperatif politikasında da kooperatiflerin iklim değişikliği ile mücadelede aktif rol almaları istenildi (Polat, 2023a).

“İklim değişikliği, gelecek nesiller için endişelenecek soyut bir konu gibi görünse de Kiribati de dâhil olmak üzere dünyanın birçok yerinde çok acil ve yaygın bir sorun haline geldi. İklim değişikliği, gıda güvenliğini, su kaynaklarını, halk sağlığını, mercan resiflerini etkiliyor ve sel ve fırtına hasarına neden oluyor. Küresel sıcaklıklar artmaya devam ettikçe ve okyanuslar yükselmeye devam ettikçe tüm bu sorunlar daha da kötüleşmeye devam edecek.

Kiribati, iklim değişikliğinin sayısız etkisine karşı dünyanın en hassas ülkelerinden biri. Deniz suyu dalgalanmaları şimdiden toprağı, üst yapıyı ve altyapıyı tehdit ediyor ve tatlı yer altı suyu rezervlerini kirletiyor. Okyanusların asitlenmesi ve mercanların feci şekilde ağartılması balık stoklarını ve gıda güvenliğini tehlikeye atıyor. 2014 yılında Kiribati Cumhuriyeti, Fiji’de esas itibariyle gıda üretimi için arazi satın aldı, ancak bu arazi uzun vadeli düşünülerek iklim değişikliği sonucu halkın göçmen olarak buraya taşınılması amaçlandı. Öncelikle kooperatifler iklim değişikliği tehlikesinin farkında olmalıdır. Bununla nasıl mücadele edeceklerini de bilmeleri gerekir. İklim değişikliği ile mücadele konusunda alınacak önlemler yıllık genel kurul toplantılarında tartışılacak ve kooperatiflerin çalışma planlarında yer alacaktır. Kooperatifler taban örgütleridir ve iklim değişikliğinin etkisi bu düzeyde hissedilir. Bu nedenle, kooperatifler birinin gelip tehlikeyle mücadele etmek için ne yapılması gerektiğini dayatmasını bekleyemez. Ortaklar tehlike konusunda bilgilendirilecek ve ilgili bakanlık ile işbirliği içinde topluluk müdahalesi ve tehlikeyi hafifletme faaliyetleri planlanacak ve uygulanacaktır. Ulusal Kooperatif Politikası, hükümeti, iklim değişikliği sorunlarıyla taban düzeyinde mücadele etmek ve Kooperatifler Birliği de dâhil olmak üzere hükümetin taşra teşkilatı ile işbirliği yapmak üzere kooperatiflere özel görev vermeye davet ediyor”.

 CRAFT Projesi

İklim değişikliği, özellikle dünyanın gıda açısından en güvensiz bölgelerinde mahsul verimini azaltabilir. Aynı zamanda tarım, ormancılık ve arazi kullanımı değişikliği sera gazı emisyonlarının yaklaşık %25’inden sorumludur. Tarım sektörü iklim sorunuyla mücadelede temel öneme sahiptir (World Bank, 2023).

Hollanda Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen ve Kenya, Tanzanya ve Uganda’da 2018-2023 yılları arasında uygulanan CRAFT projesi, iklim akıllı gıdaların üretimlerinin arttırılması yolu ile bu ülkelerin artan nüfuslarının gıda güvenliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Bu projenin, yukardaki amaca ulaşmasını sağlayacak iklim değişikliğini önleyecek yöntemler ve uygulamalar şöyle özetlenmiş (Agriterra, 2023):

Güçlü ve iyi yönetilen kooperatifler, küçük ölçekli çiftçilerin iklim değişikliğine uyum kapasitesini güçlendirmenin yanı sıra aşağıda sıralanan hafifletici eylemleri de özendirirler:

  • Sürdürülebilir yoğunlaştırmayı hedefleyen İklim Akıllı Tarım uygulamalarının benimsenmesini teşvik etmek,
  • Hava durumu bilgilerinin sağlanması, çiftçilere uygun fiyata endeks bazlı sigorta ve yayım hizmetlerinin sunulması,
  • Çevresel standartlara duyarlılık ve bağlılık yoluyla ortakların iklim risklerini yönetmelerine, olanak sağlanması,
  • Enerji, su ve malzeme kullanımı dâhil olmak üzere kooperatif düzeyinde çevre dostu süreçlerin benimsenmesi,
  • Risk yönetimi araçlarına ve diğer teknolojilere erişimlerini sağlamak için kırsal toplulukların büyük ölçekli kamu ve özel kuruluşlar ile bağlantılarının teşvik edilmesi,
  • İklim eylemleri ve bilgi aktarımı için küçük çiftçilerin, hızlı ve daha sürdürülebilir olmasını sağlayacak ekonomik birimler olarak organize edilmesi,
  • Finansmana erişimin teşvik edilmesi, dolayısıyla iklim akıllı tarım uygulamalarına yönelik yatırımların desteklenmesi,
  • İklim akıllı uygulamalara yönelik yatırımlara öncelik vermeleri için yerel yönetimleri etkilemeye yönelik lobi ve savunuculuk girişimleri.

SSG’nin Raporu

2014 yılında ICA’nın katkıları ile Sürdürülebilir Çözümler Grubu (SSG – Sustainability Solutions Group) tarafından hazırlanan İklim Değişikliğine Kooperatif Çözüm (A Cooperative Solution to Climate Change) başlıklı raporda (2014) çeşitli ülkelerde değişik türdeki kooperatiflerin iklim değişikliğini önlemeye ya da azaltmaya dönük çalışmalarından örnekler toplanmış. Bu raporda yer alan kooperatiflerin çalışmalarından birkaç örnek verelim.

Heiveld Kooperatifi (Nieuwoudtville, Güney Afrika): En kaliteli organik rooibos çayı üreticisi olan kooperatif, değişen iklim koşullarına dayanıklı rooibos çayı türlerini belirlemek için önemli bir iklim değişikliğine uyum programına öncülük ediyor.

Garima Çiftçi Kooperatifi (Nepal): Garima, kısalan üretim mevsimlerinde yetiştirilebilen sebze çeşitlerini genişletti ve yatırımlar için bir grup tasarruf planı geliştirdi. Gelirlerini daha da çeşitlendirmek için su ürünleri yetiştiriciliğine ve kümes hayvancılığına yöneldi.

Coopedota Kooperatifi (Kosta Rika): Kooperatif, 60 kg’lık 50.000 çuval yüksek kaliteli kahve üretmektedir. Kurutma işleminde kullanılan yakacak odunun %95’ini, kahve kirazlarının hasadından ve işlenmesinden arta kalan çalı çırpı ve ağaç kabukları ile ikame etmiştir. Bir enerji yönetimi programı ile daha küçük partiler için bir mikro değirmenin kurulması, elektrik kullanımını %50’den fazla azaltmıştır. Böylece, 2009 yılında dünyanın ilk karbon nötr kahvesi olmuştur. Bu yolla üreticilerinin üretime devamını sağlayarak topraklarından göç etmelerini önlemiştir.

SolarShare Kooperatifi (Toronto, Ontario, Kanada): SolarShare, dünya çapında güneş enerjisi projeleri geliştiriyor ve ortaklarına projeye yatırım yapmaları için tahvil şeklinde menkul kıymetler sunuyor. Kooperatif şu anda neredeyse 700 ortağı ve 25’ten fazla projeyi temsil ediyor. Kurulu güneş enerjisi üretim kapasitesi ise 2 MW.

Perakende ve tüketici kooperatifleri: Kooperativa Obrera (Arjantin), Coop Brezilya, Coop Danimarka, S Group (Finlandiya), Coop İtalya, JCCU (Japonya), iCoop Korea, Coop Norveç, Consum (İspanya), Eroski (İspanya), Coop İsveç, UKOOPSPILKA (Ukrayna) ve Co-operative Group (İngiltere) gibi tüketim kooperatifleri, iklim değişikliğine yönelik kapsamlı bir strateji geliştirmiş. Strateji; çevre dostu ürünlerin arttırılması, deniz ortamının korunması, organik olarak yetiştirilen ürünlerin tedarik edilmesi, sürdürülebilir orman yönetiminin desteklenmesi, atıkların önlenmesi ve yönetilmesi, malların sürdürülebilir şekilde sağlanması, binalarda enerji verimliliğinin arttırılması, yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi, çalışanlar ve tüketiciler için eğitim, öğretim ve bilgilerin arttırılması ve politik farkındalığın güçlendirilmesi gibi öncelikli konuları içeriyor.

Unimed (Brezilya): Bir tıbbi kooperatif olan Unimed, 20 milyondan fazla müşterisi için bir karbon ayak izi aracı geliştirdi. Unimed bünyesinde, 4.632 ilçede faaliyet gösteren 352 kooperatif düşük karbonlu ekonomiyi destekliyor.

İklim değişikliği ile mücadelede yerel halklardan (indigenous peoples) öğreneceklerimiz var

Sonuçta, buraya kadar söylediklerimize şunu ekleyerek yazımızı bitirelim: Yerli halklar, iklim değişikliğinin ön saflarında yer alıyor çünkü en çok dışlanan ve ayrımcılığa uğrayanlar onlar. Yerli halklar, kendi bölgelerindeki tüm canlılara nasıl bakacakları konusunda binlerce yıllık bilgiye sahip oldukları için çevrelerinin en iyi uzmanlarıdır (Polat, 2023b).

Yerli halkların ormanları, içinde yaşayan tüm canlıları, akarsuları, gölleri, dağları ve ovaları, bütünü ile doğal yaşam kaynaklarını koruyan yaşam anlayışlarından aşağıdaki örnekleri verelim:

  • Nepal’de karbonun depolanmasına yardımcı olan ve orman yönetimiyle ilgili kültürel değerleri destekleyen yerli ağaç plantasyonu,
  • Bangladeş’te topluluk üyelerinin günlük ihtiyaçlarını karşılamak ve yerel biyolojik çeşitliliğin korunmasına yardımcı olmak için hayati hizmetler sağlayan ve topluluk tarafından yönetilen doğal ormanlar (veya köy ortak ormanları),
  • Pasifik’te tarım, su ürünleri yetiştiriciliği ve doğal kaynak yönetimiyle bağlantılı geleneksel teknolojilerin aktif olarak yeniden canlandırılması,
  • Hawaii yerli topluluğu tarafından gerçekleştirilen, yıllık binlerce kiloluk sürdürülebilir protein üretme potansiyeline sahip olan sürdürülebilir loko iʻa veya balık havuzu sisteminin restorasyonu. Bu işlem, aynı zamanda mercanların ağarmasını, kumsal erozyonunu, aşırı balık popülasyonunu ve deniz ekosistemindeki diğer dengesizlikleri hafifletir.

Yerli halkların bu ve daha pek çok doğa dostu uygulamaları, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda kolektif ilerlemeyi zenginleştiriyor ve hızlandırıyor. Yerli halkların yaşamlarından ve uygulamalarından öğreneceğimiz dersler hem iklim değişikliğini tamamen durdurmasa da en azından yavaşlatacak hem de iklim göçünün azaltılmasına önemli katkılarda bulunacaktır.

Geleceğe baktığımızda, yerli halkların, kendi kendilerini idare etme ve arazi mülkiyeti hakları tanınmalı, geleneksel bilgi ve deneyim birikimlerine saygı duyulmalıdır. Daha fazla yerli liderliği ve arazi yönetimi; biyolojik çeşitliliğin korunmasını, CO2 emisyonlarının azaltılmasını ve doğal karbondan kurtulma yollarının artmasını sağlayacaktır. Eğer küresel toplum iklim değişikliğiyle başarılı bir şekilde mücadele etmeye kararlıysa, o zaman bu mücadele yerli halkların seslerini ve katılımını da içermelidir (Magnusson, 2021).

[i] Çevresel felaketler ve iklim değişiklikleri, bu değişikliklerden etkilenen ve “iklim mültecileri” veya “çevre mültecileri” olarak anılan insanların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ancak her ne kadar “iklim mültecileri” veya “çevre mültecileri” olarak anılsalar da söz konusu kişiler 1951 Cenevre Konvansiyonu kapsamında mülteci değillerdir. “İklim mültecileri” veya “çevre mültecileri” olarak anılan insanlara bazı devletlerin yasalarında “tamamlayıcı koruma” veya “geçici koruma” sağlanabilmektedir. Bazı devletlerin yasal düzenlemelerinde ise iklim mültecilerine yönelik herhangi bir koruma öngörülmemiştir. Yaşama hakkı başta olmak üzere insan haklarına ilişkin uluslararası düzenlemelerde yer alan bazı hükümler çerçevesinde iklim mültecilerine insani koruma sağlanabilir. Ancak insani korumanın çerçevesi de henüz tam olarak çizilmemiştir (Ekşi, 2016).


Not: Öne çıkan görselde Jens Galschiøt’un M/S Anton mülteci gemisi projesindeki (2010-2013) heykeller görülüyor.Eski Danimarka balıkçı gemisi M/S Anton üzerinde 70 bakır mülteci heykelinden oluşan bu yüzen sanat enstalasyonu Danimarka’nın birçok sahil kentini ziyaret etmiştir. Fotoğraf: Ulf Bodinflickr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.