En az değeri, en çok gereksinim duyduklarımıza veriyoruz ve bunu ancak kriz dönemlerinde fark ediyoruz; eğer edebilirsek. İşin değeri üzerine yeniden düşünmeye çağıran bu yazı, aynı zamanda ana akım iktisada yönelik iyi bir eleştiri niteliğinde. Bu konu üzerine daha fazla okumak isterseniz blogda başka pek çok yazı bulabilirsiniz. Başlangıç olarak iki öneri: Dünyada İyi Şeyler Yapmanın Bir Yolu Olarak İş ve Zaman, İş ve İyi Oluş


Çoğu iktisatçı Covid19 pandemisinin getirdiği ekonomik zorlukları büyük ölçüde hafife alıyor. Bu zorlukları tam olarak anlamadan, birçok hükümetin izlediği agresif parasal ve mali tedbirler hedeflerin çok altında kalacaktır. Bu önlemler, tarihe ekonomik Marginot Hattı olarak geçecek – geçmiş krizlerle savaşmak için tasarlanmış araçların büyütülmüş sürümleri.

Salgın yeni ve özgün ekonomik zorluklar yaratıyor. Modern bir ekonomiyi sürdüren şeylerin çoğunu içeren, insan grupları arasında yakın temas gerektiren üretken ve ticari faaliyetlerde bulunma yeteneğimizi tehlikeye atıyor. Epidemiyologlar bunun birkaç ay boyunca gerekli olduğunu söylüyor. Yaşam kaybını en aza indirecek ve uzun vadeli üretken kapasitelerimizi koruyacak şekilde davranmak iki şey gerektirir: ekonomide büyük alanları geçici olarak kapatmak ve toplumun üretken kaynaklarını pandemiyle savaşmak için gereken iş türlerine yönlendirmek.

Çoğu iktisatçı bunu henüz kısmen anlamamıştır, çünkü ihtiyaç duyulan şeyin ölçeği ve kapsamı geleneksel ekonomik düşüncenin sınırlarını ve genellikle meşru “ekonomik sorular” olarak gördüklerinin ötesine geçmektedir.

Salgın, feminist iktisatçıların bakım emeği dediği şeyin eşi görülmemiş bir seferberliğini gerektirir: kendimize, ailelerimize ve topluluklarımıza bakmak için çalışmak. Önümüzdeki birkaç hafta ya da ay boyunca çoğu insanın yaşamsal bir işe odaklanması gerekiyor: kolektif sağlığımızı önemsemek ve evde kalarak binlerce hatta milyonlarca insanın hayatını kurtarmaya yardımcı olmak. Birçok aile, şu anda okula gitmeyen milyonlarca çocuğa, kendilerine tam olarak bakamayan diğer sevdiklerine ve hastane yatışı gerekmeyen hastalara aynı anda bakarken bunu yapmak zorunda kalacak.

İnsanların bu işi yapabilmeleri için kaynak ayırmamız gerekiyor.

Burada ciddi engellerle karşılaşıyoruz. Genel sosyal tutumları yansıtan çoğu iktisatçı bu tür işleri esasen azımsar. Söz konusu işler ağırlıklı olarak kadınlar, yoksullar, göçmenler ve azınlıklar tarafından yapılır. İnsanlar bu işleri kendi evlerinde yaptıklarında, iktisatçılar bunu üretken olarak bile görmezler. GSYH’ye dâhil edilmez. Bakım merkezleri, okullar, hastaneler ya da evlerde çalışan işçiler tarafından yapıldığında ise neredeyse her zaman çok düşük ücret ödenir. Toplum, bu emeği harcayanlara karşılığını çok fazla vermeksizin emeğin meyvelerinin tadını çıkarır. Mevcut durum, toplumun alışageldiği üzere bu işi yapanları nasıl istismar ettiğine dair kesin bir örnek sunmaktadır: birçok işverenin, küçük çocuklarına bakarken evden çalışan çalışanların her zamanki üretkenlik seviyelerini sürdürmeleri yönündeki aptal talep.

Toplum ayrıca, pandemi ile savaşmak için acilen ihtiyaç duyulan diğer iş türlerini de tamamen küçümser. Hemşirelerden, doktorlardan, hizmetlilerden, temizlik görevlilerinden, kapıcılardan, gıda dükkânlarının çalışanlarından, şoförlerden, postacılardan, kamu hizmeti veren çalışanlardan ve benzerlerinden, hiçbir yatırımcının asla almayacağı ölçüde kişisel risk üstlenmelerini istiyoruz. Buna karşın, yatırımcıların şaşılacak kadar yüksek gelir seviyeleri, karşı karşıya oldukları varlık kaybı riski üzerinden sürekli olarak haklı görülürken; bu işleri yapan insanlar çok düşük ücret seviyelerinin, güvencesiz koşulların ve yetersiz sosyal yardımların sıkıntısını çekmektedir.

İşgücü piyasaları, bu çalışmanın muazzam toplumsal değerini yansıtan ücretler üretmemektedir. Bakım hizmetlerinde olduğu gibi, bu işlerin çoğu; kadınlar, yoksullar, göçmenler ve azınlıklar tarafından yapılır. Piyasa ücretleri ve koşulları, bu işleri yapanların güvencesiz toplumsal konumlarını ve bazen mutlak çaresizliklerini yansıtmaktadır. Amazon ve Instacart’un kritik önemdeki işçileri şimdiden, bu koşullar hemen düzelmezse grev yapmakla tehdit etmişlerdir.

Milyonlarca insanın bu pandemiyle mücadele etmek için gereken çalışma alanlarına odaklanmasını sağlamak için toplumun, emeğin yarattığı değerli kamu mallarını tanıması ve diğer asal görevleri yerine getirenleri toplumsal katkıları gereğince ödüllendirmesi gerekmektedir.

Önlemler

Bu, endüstrilerinin geçici olarak kapatılmasından etkilenen işçilere ve küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerine de yardımcı olacak önlemlerle hemen gerçekleştirmeye çalışılabilir:

Tüm ailelerin pandemi sırasında gerçekleştirmeleri gereken bakım hizmetlerine odaklanmalarını sağlayacak temel vatandaşlık geliri transferleri; hanehalkları ve işletmelerin karşı karşıya oldukları mortgage taksitleri, kira ve diğer borç ödemelerinin yasal olarak ertelenmesi; evlerinin dışında zorunlu işleri yapanların ücret ve sözleşme şartlarında önemli iyileşmeler; kamunun sosyal yardımları, örneğin herkese sağlık sigortası ve olmazsa olmaz çalışanlar için hastalık izni ve hayat sigortası, yaygın biçimde sunmasının sağlanması.

Mevcut kriz, pandemi ile baş edecek acil önlemlerin ötesinde, ekonomilerimizin ve çoğu iktisatçının, toplumlarımızın onlarsız işleyemeyeceği işlere nasıl değer biçtiğine dair köklü bir yeniden düşünme gereksinimini ortaya koymuştur. Bu sorunu ele alabilecek yenilikçi iktisadi analiz ekonomilerin tüm işleri gerçek katkıları gereğince ödüllendireceği için, toplumların daha sağlam, sürdürülebilir ve eşitlikçi ekonomiler inşa etmelerine yardımcı olabilir.

Paulo dos Santos The New School for Social Research’te Yardımcı Doçenttir. Twitter hesabı: @plbds.


Not: Paulo dos Santos’un Developing Economics blogunda 2 Nisan 2020 tarihinde yayımlanan yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.