CO2 eşdeğeri, kükürt oksitler (SOx), azot oksitler (NOx), amonyak (NH3), metan dışı organik uçucu bileşikler (MNVOC) ve partikül madde (PM10) gibi hava kirleticiler küresel ısınma, asit yağmurları, troposferik ozon ve partikül madde oluşumuna yol açmaları nedeniyle kuşkusuz önemli çevresel baskı unsurlarını oluştururlar (Kortelainen, 2008). Aynı zamanda insan sağlığını olumsuz yönde etkilerler. Bu nedenle, hava kirletici emisyonların azaltılması en önemli çevre politikası sorunlarından biridir.

Bu yazıda, Türkiye’de 1990-2018 yılları arasında, kükürt oksitler (SOx), azot oksitler (NOx), amonyak (NH3), metan dışı organik uçucu bileşikler (MNVOC), partikül madde (PM10) hava kirleticilerinin yıllara göre değişimleri incelenecektir.  Türkiye’nin tüm seragazlarını içeren toplam CO2 emisyon eşdeğeri, Sürdürülebilir Kalkınma İçin Enerji Göstergeleri: Türkiye’nin Görünümü başlıklı yazıda (2019) değerlendirildiği için bu yazının kapsamına alınmamıştır.

Hava Kirletici Emisyonların Yıllara Göre Değişimleri

Hava kirletici emisyon verileri, veri mevcudiyetlerine göre (1990-2018) Avrupa Çevre Ajansı’nın ilgili sayfasından (Air pollutant emissions data viewer: Gothenburg Protocol, LRTAP Convention) alınmıştır.  Şekil 1-5’te veriler grafiklere aktarılmıştır. Grafikler hava kirletici emisyonları Gigagram (Gg) boyutunda (1 Gg =1000 ton) vermektedir.

Toplam SOx emisyonları, 1990 yılında 1691 Gg SOx iken 2018 yılında 2528 Gg SOx değerine ulaşmıştır (Şekil 1). SOx emisyonlarında enerji üretimi ve dağıtımı, sanayide enerji kullanımı ve evsel ısınma sektörlerinin payı yüksektir.

Toplam NOx emisyonları, dönem başındaki 255 Gg NOx düzeyinden 2018 yılında 786 Gg NOx ‘e yükselmiştir (Şekil 2). NOx emisyonlarına neden olan ilk üç sektör sırası ile karayolu taşımacılığı, enerji üretimi ve dağıtımı ve sanayide enerji kullanımıdır.

Şekil 3’ten izlenebileceği gibi toplam NH3 emisyonları 1990 yılında 617 Gg NH3 ve 2018 yılında 997 Gg ton NH3‘dir. NH3 emisyonları tarım sektörü kaynaklıdır.

Toplam NMVOC emisyonları ise 1990 yılında 897 Gg NMVOC iken, 2018 yılında 1089 Gg NMVOC değerine ulaşmıştır (Şekil 4). NMVOC emisyonlarına neden olan ilk üç sektör sırası ile tarım, solvent ve diğer ürün kullanımı ve evsel ısınmadır.

İlgili İçerik:   Elektrik Üretiminde Çevresel Sürdürülebilirlik: Singapur Örneği

İncelenen kirleticiler içerisinde emisyon miktarı düşüş gösteren tek kirletici toplam PM10‘dur. Toplam PM10 emisyonu 278 Gg’dan 238 Gg’a gerilemiştir (Şekil 5). Ancak dönemin tamamı değerlendirildiğinde PM10 emisyonlarında önemli azalma eğiliminde olmadığı görülmektedir. Endüstriyel işlemler ve evsel ısınma, PM10 emisyonlarına neden olan öncü sektörlerdir.

 

Değerlendirme ve Öneriler

Şekil 1-5’te sunulan grafiklere göre, 1990-2018 yılları arasında, Türkiye’de hava kirletici emisyonlarının genel olarak azalma eğilimde olmadığı görülmektedir.

Kentlerde ölçülen SO2 konsantrasyonlarının azalmasında kömürden doğal gaza geçiş etkili olmuştur. Enerji karmasının değişiminin hava kalitesindeki can alıcı önemi bu örnekten görülebilir. Kuşkusuz, fosil yakıtlar yerine yenilenebilir kaynakların kullanılması tüm emisyonlar bakımından bir azalış sağlar.

Emisyonların azaltılmasında enerji karmasının değiştirilmesi dışında, kirlilik önleyici teknolojilerin kullanılması önemlidir. Sanayi tesislerinin daha etkili kirlilik azaltma ekipmanlarını kullanmaları, yakıt kullanımında daha etkin araç motorları, dizel araçlara partikül filtreleri takılması ilk akla gelen örneklerdir. Ancak burada da laboratuvar testleri ile gerçek dünya koşulları arasındaki farklılık karşımıza bir sorun olarak çıkmaktadır. Mevzuatın taşımacılık veya sanayi gibi belirli sektörleri hedeflediği durumlarda, ideal laboratuvar ortamlarında test edilen teknolojiler, gerçek dünyadaki kullanımlarına göre daha temiz ve daha etkili gibi görülebilir.

Hava kirliliğini azaltmakta ekonomik önlemlerden de yararlanılabilir. Trafik yoğunluğu ücretleri ve daha temiz araçlar için vergi teşvikleri gibi.

Ancak bugün, salt ulusal düzeydeki politikaların çözüm olamayacağı bir noktadayız. Günümüzün çevre sorunları küresel ve kolektif sorunlardır ve küresel düzeyde kolektif eylem gerektirir. Dolayısıyla, ekonomik sektörlerin çoğuna erişecek ve sürece halkı dâhil edecek etkili hava kalitesi politikaları her düzeyde eylem ve işbirliği ile uygulanmalı. Gezegenin sınırları içerisinde iyi yaşamamızı sağlayacak bütüncül çözümlerin yolu, yapısal ve davranışsal değişiklikleri teknolojik gelişmeler ile birleştirmekten geçiyor.

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir