Ekonomilerimiz “en tepedeki” bir kişinin veya dar bir grubun tüm örgüt adına düşünüp karar verebileceğini ve her zaman en iyi seçimi yapabileceğini düşünen örgütlerin egemenliği altında bulunuyor. Hiyerarşiden yeni ilişki biçimlerine geçmek ise geleneksel şirket yapısını terk etmek anlamına geliyor.

“Demokratik bir ülkede yaşadığımızı söylüyoruz. Özgürlüğümüz ve özerkliğimiz olduğunu söylüyoruz. Buna karşın toplumumuzdaki insanların çoğu, çalışma hayatlarını demokratik olmayan örgütlerde seçilmemiş patronlardan emir alarak geçiriyor ve eğer reddederlerse geçim kaynaklarını kaybetmekle karşı karşıyalar.”  — Jason Hickel, 2022

Geleneksel şirket, insanları dikkate almadan tanımlanmış görevler ile temsil edilen piramit şeklindeki bir örgüt şemasına dayanır. Piramidin tabanına indikçe kişi önemsizleşir, onun yerine görevlerin ve işlevlerin tanımı önem kazanır. Böylece, “sürecin” sabitlenmesi ve görevlerin kolayca tekrarlanabilir olması desteklenirken insanların eyleme özgürlüğü azaltılır. Oysa insanlar duygularıyla, düşünceleriyle ve eylemleriyle bir bütündür. Örgüt şemasının katı sınırları içinde belirlenen görevleri yerine getirmenin ötesine geçmek, iş yaparken zekâlarını ve tutkularını da kullanmak isterler; ayrıca kişisel bir özgürlük alanına ve derin bir amaç duygusuna ihtiyaç duyarlar.

Araştırma bulguları çalışanların temsil ve katılım haklarının saygı gördüğü ve etkili şekilde hayata geçirildiği şirketlerin kriz dönemlerini, ortaklaşa karar verme ilkesinin olmadığı şirketlere göre çok daha iyi atlattıklarını ortaya koymakta (Schömann, 2021). İşyerinde demokrasi, ayrıca, daha kaliteli işlere ve işyerinde refaha, sağlık ve güvenliğe, saygıya, daha iyi maaşlara, daha iyi çalışma koşullarına, daha üretken işçilere, işgücüne daha yüksek katılıma ve daha yenilikçi şirketlere katkıda bulunur.

Peki, demokratik bir karar alma sisteminin olduğu ve gücün dağıtıldığı bir örgüt yapısı isteniyorsa ne yapmalı?

Bu konuda 2005’ten bu yana İspanya’da faaliyet gösteren “K2K Emocionando” grubunun üyesi Pablo Aretxabala’ya (2017) kulak verebiliriz. K2K, geleneksel hiyerarşik tarzdan “Yeni İlişki Biçimi” (İspanyolca “nuevo estilo de relaciones” ve kısaltması “ner”) olarak adlandırdıkları yapıya evrilmek isteyen kuruluşların derin dönüşümü konusunda çalışıyor.

Aretxabala, bir “ner” örgütünün temel özelliklerini dokuz maddede özetliyor:

  1. Bir ner örgütü içeride ve dışarıda etiğe, dayanışmaya, cömertliğe ve uzun vadeli vizyona bağlı hareket eder.
  2. Örgütün merkezinde insan vardır ve insanların kişisel ve mesleki gelişimleri amaçlanır.
  3. Örgüt, içerisinde yer alan herkese karşı tamamen şeffaftır. Gerekli ve ilgili tüm bilgiler, el altında, kolay anlaşılacak bir biçimde, mevcuttur.
  4. Örgüt, içerisinde yer alan herkese güvenir. Kontrol sistemleri yoktur; iç uyum istendiğinden iletişim, işbirliği ve ortak çalışma en üst düzeydedir.
  5. Gerçek ve etkili katılımcı süreçlerle birlikte toplantılar, ortak çıkar arayışında ortaklaşa kararlar alınmasına yardımcı olur.
  6. Hiyerarşik yapıların yerini otonom ve kendi kendini yöneten ekipler alır. Ekiplerdeki bireyler aktif ve sorumludur, ortaklaşa belirlenen hedefleri gerçekleştirmeye kararlıdırlar.
  7. Mesleki onur, bağlılık ve müşteri hizmetleri diğer konulardan önce gelir.
  8. Adil çalışma ilişkileri yerleşmiştir: Ücret farklılıkları küçüktür, işten çıkarma yoktur ve faydalar tüm üyeler arasında paylaşılır.
  9. Kendini toplumun aktif bir parçası olarak gören bir “ner örgütü” adil ve sürdürülebilir insani gelişmeyi sağlamak için sorumluluk yüklenir, zamanını ve ekonomik kaynaklarını bunun için kullanır.

Birincil amacı kârı en çoklaştırmak olan şirketler için hiyerarşiden yeni ilişki biçimlerine geçiş derin bir dönüşüm anlamına geliyor. Kooperatifler açısından ise böyle bir dönüşüme gerek olduğu söylenemez çünkü kooperatif iş modeli yukarıda sıralanan değerler ve uygulamalar ile her bakımdan uyumludur.

İnsan merkezli kooperatifçilik, ekonomik katılım (işi yapanların mülkiyeti) ve eşitlik (ortakların eşit oya sahip olmaları) ilkelerine dayanan, kendini kanıtlamış, patronsuz bir iş modelidir. Bununla birlikte kooperatif içindeki katılımcı uygulamaların (gündelik demokrasi) ve topluma hizmet etmenin sadece kooperatif örgütü olmak sebebiyle kendiliğinden ortaya çıkması da beklenemez. Hiyerarşinin toplumdaki egemenliği karşısında kendi durumlarını anlamak ve uygulamalarını iyileştirmek için iş yine kooperatiflere düşüyor. Her kooperatifin sistematik izleme, ölçme ve değerlendirme süreçleri ile kooperatif içindeki ilişkileri ve toplumla kurulan ilişkileri düzenli olarak gözden geçirmeye ihtiyacı var.


Not: Öne çıkan görsel, Mario GoghUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.