Milyonlarca insan aşırı yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşı karşıya iken dünyanın en zenginleri servetlerine servet ekliyor ve her 30 saatte bir aralarına yeni bir dolar milyarderi katılıyor. Oxfam’ın “Acıdan Kâr Etmek” başlıklı son raporu, bu eşitsizlik krizini şok edici veriler üzerinden açıklıyor. Jayati Ghosh’un da belirttiği gibi, daha eşit bir gelecek için şirketleri dizginlemek, ekonomik ve politik güçlerini sınırlamak gerekiyor.


Jayati Ghosh, artan servetler ile şirketlerin siyasetteki etkisi arasındaki kısır döngüye dikkat çekiyor.

Her yıl yayınlanan Oxfam’ın küresel eşitsizlikle ilgili bilgilendirme notu, dünyadaki devasa ve büyüyen ekonomik uçurumu ortaya seriyor. Bu eşitsizlik toplumlarımızı distopyan ve politikalarımızı işlevsiz kılıyor. Önce pandemi, ardından Ukrayna savaşıyla kontrolden çıkan gıda ve enerji enflasyonu, geçim kaynaklarını ve ücret gelirlerini, dolayısıyla dünya nüfusunun çoğunluğunun satın alma gücünü tahrip ettiğinden son birkaç yılda veriler daha da karamsar.

Ancak en son Oxfam raporu aşırı eşitsizliğe giderek daha fazla alışan toplumları bile şok etme kapasitesine sahip. Son iki yılın ekonomik eğilimleri nedeniyle en az 240 milyon insanın daha aşırı yoksulluğa düşmesi ve korkunç açlıkla karşı karşıya kalması şaşırtıcı olmayabilir. Ancak aynı dönemde milyarderlerin serveti yüzde 42 arttı- önceki 23 yıldan daha fazla.

Sonuç olarak, dünyanın en zengin on adamı, tüm insanlığın yüzde 40’ının sahip olduğundan daha fazlasına sahip. En zengin 20 kişi, tüm Sahra altı Afrika ülkelerinin toplam gayri safi yurtiçi hasılasından daha fazla servete sahip. Dünyanın en zengin adamı olan Elon Musk, 2019’dan bu yana servetini neredeyse yedi kat artırdı. Servetinin yüzde 99’unu çarçur etse bile, yine de benzerleriyle birlikte gösterişçi tüketimlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarıyla yok etmekle meşgul oldukları gezegendeki en zenginlerin en üst yüzde 0,0001’inin içinde olurdu.

Enflasyonu artırmak

Üstelik, bu korkunç rakamlardan bile daha fazlası var. Bu raporun önemi, bu küresel felaket döneminde bazı büyük çokuluslu şirketlerin artan servetlerini ortaya koyması. Bunun, enflasyonun dünya genelinde, özellikle de zaten yoksul olan nüfus için böylesine yıkıma yol açmasıyla doğrudan bir bağlantısı var çünkü enflasyondaki artış, arz kıtlığından çok büyük şirketlerin vurgunculuğundan ve finansal spekülasyonlardan kaynaklanıyor.

Ekonomi Politikası Enstitüsü’nün araştırması, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde Nisan-Haziran 2020 ile Ekim-Aralık 2021 arasındaki enflasyonun yüzde 54’ünden şirket kârlarının sorumlu olduğunu gösteriyor. İşgücü maliyetlerinin katkısı yalnızca yüzde 8 olurken diğer girdi maliyetlerinin katkısı yüzde 38’di. (Buna karşın, önceki otuz yılda enflasyondaki artışta işgücü maliyetlerinin payı yüzde 62, girdi fiyatlarındaki artışların payı yüzde 7, kârların payı yüzde 11’di.) Bu nedenle, son enflasyonun yarısından fazlası büyük şirketlerin engelsiz ve kontrolsüz vurgunculuğuna verilebilir

Oxfam raporu, bunun özellikle gıda, yakıt ve ilaç şirketlerinin kârlarında muazzam artışlara yol açtığına dikkat çekiyor. Örneğin, endüstriyel tarımı kontrol edip küresel gıda sistemimize böylesine egemen olan milyarderlerin hanedanlıkları güçlerini arttırıyor. Toplam servetleri son iki yılda 382 milyar $ (yüzde 45) arttı ve 62 yeni milyarder yaratıldı.

Küresel tarım mamulleri pazarının yüzde 70’ten fazlasını kontrol eden dört endüstriyel tarım şirketinden biri olan Cargill’in çoğunluğuna sahip olan ailenin malvarlığı, 2020’den beri, pandeminin ortasında, yüzde 65, yani günde 20 milyon $ arttı. Walmart’ın hisselerinin yaklaşık yarısına sahip olan Walton ailesinin serveti saatte yarım milyar dolar arttı. Geçtiğimiz yıl şirket, dünyanın her yerindeki çiftçilerin ve doğrudan üreticilerin maaş ve ödemelerini baskılamaya devam ederken, sırf temettülere ve hisse geri satın alımına 16 milyar $ harcadı.

Vurgun vurmak

Büyük Petrol (Big Oil) de vurgun vuruyor: benzin fiyatlarının bu yıl yaklaşık yarı yarıya artması bekleniyor ama pandemi sırasında petrol şirketlerinin kâr oranları zaten ikiye katlanmıştı. En büyük beş enerji şirketi – BP, Shell, TotalEnergies, Exxon ve Chevron – 2021’de toplam 82 milyar $ kâr elde ettiler ve kâr payı olarak 51 milyar $ ödediler ki bunun yüzde 90’ı ABD hane halklarının en zengin yüzde 10’una gitti.

Büyük İlaç’ın (Big Pharma) özellikle dünyanın en yoksul insanlarına tedarik etmeyi reddettikleri Covid-19 aşısından elde ettiği iğrenç kârlar, pandeminin ikinci yılında daha da arttı. Piyasadaki tek ürünü olan mesajcı RNA tabanlı Covid-19 üretmek için kamu sübvansiyonlarından tam olarak yararlanan Moderna, şu anda bu üründe vergi öncesi yüzde 70 kâr oranına sahip.

Moderna’nın Güney Afrika’daki diğer üreticilerin ikameler üretmesini önlemek için davalar açarken kârının bir kısmını vergi cennetlerinde zulalamaya çalışmasına şaşmamak lazım. Tüm şirketlerden daha çok Covid-19 aşısı satan Pfizer oransal olarak en az aşıyı düşük gelirli ülkelere verdi. Her iki şirket de ticaretle bağlantılı fikri mülkiyet haklarından (TRIPS anlaşması) herhangi bir feragat olmasını engellemek için lobi faaliyetlerine çok miktarda para döküyorlar. Böyle bir feragat, onlara bu muazzam piyasa gücünü veren bilgi üstündeki kontrollerini azaltırdı.

Muazzam güç

Beş Büyük Teknoloji (Big Tech) şirketi – Apple, Microsoft, Tesla, Amazon ve Alphabet – 2021’de 271 milyar $ kâr elde etti ki bu 2019’a göre neredeyse yüzde 40’lık bir artış. Ve tabii ki, böyle bir zenginlik muazzam bir politik gücü beraberinde getiriyor: Yalnızca Amazon ve Google, 2022’nin ilk üç ayında ABD siyasetçilerine açık lobicilik yapmak için 7,5 milyon $ harcadılar ve muhtemelen çok daha fazlasını dolaylı olarak harcadılar.

Hükümetleri zengin ve büyük şirketler lehine düzenleyici ve maliye politikaları tasarlama konusunda etkilemek için kullanılan ve böylesine büyük bir zenginlikle özdeşleşen güç, bu eşitsizliklerin artmaya devam etmesinin bir sebebi. Ayrıca, aşırı kârları vergilendirmek, baskıcı fikri mülkiyet hakları sistemini revize ederek tekelleri azaltmak ve bilgiye erişimi demokratikleştirmek, vergi mükelleflerinin bu tür büyük şirketlere sağladığı açık ve örtük sübvansiyonları ortadan kaldırmak, hisse geri satın alımlarını önlemek ve diğer oldukça akla yatkın stratejiler gibi bariz çözümlerin uygulamaya konmamalarının sebebi de muhtemelen budur.

Böyle bir şirket gücü karşısında, eğer bu distopyayı geride bırakma umudumuz olacaksa çok daha güçlü yurttaş eylemlerine ihtiyacımız var.

Bu yazı, Social Europe ve IPS-Journal’ın ortak yayınıdır.


Not 1: Jayati Ghosh’un Social Europe sitesinde 23 Mayıs 2022 tarihinde yayımlanan yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, sanatçı Lele Corvi

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.